Toparlanıyoruz

Kategori - Genel Bildiri

Toparlanıyoruz: “Sivil Savunma Teşkilatı Başkanlığı’na Yapılan Atama Mahkemelik”

EmptyPost

Toparlanıyoruz Hareketi, Sivil Savunma Teşkilatı’na geçtiğimiz Temmuz ayında yapılan yeni başkan atamasının hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle bugün Yüksek İdare Mahkemesi’nde dava açmıştır.

Bu adımı, hukukun üstünlüğü ilkesi konusundaki bilinen hassasiyetimizin ötesinde, temel taleplerimizden biri olan ‘halkın iradesine dayalı bir gelecek’ doğrultusundaki çalışmalarımız kapsamında attık.

Bu ülkedeki belirli bazı devlet kurumlarının doğrudan ‘dışarıdan’ – daha spesifik olmak gerekirse, ‘Türkiye tarafından’ – yönetiliyor olduğu, çeşitli toplum kesimleri, siyasi parti ve örgütler, ve vatandaşlar tarafından bir rahatsızlık ve itiraz konusu olarak zaman zaman dile getirilmektedir. Kuşkusuz, bu itirazın temelinde demokrasi, sivilleşme ve hukukun üstünlüğü ilkelerine uygun bir siyasi sistem ideali ve amacı yatmaktadır. Bu ilkelerin KKTC’de kök salması, Toparlanıyoruz Hareketi’nin başta gelen amaçlarından biridir.

‘Dışarıdan’ yönetilmeye itirazda en sık telaffuz edilen örnekler, KKTC Merkez Bankası Başkanı, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı ve Sivil Savunma Teşkilatı Başkanı atamalarının, halihazırda KKTC hükümeti  tarafından yapılmıyor olmasıdır. Eylül 2013 – Temmuz 2015  dönemine ait CTP-BG—DP-UG Hükümet Programı’nın içerisindeki bazı hedefler, dolaylı da olsa, aslında bu durumun resmi ifadesi olarak görülebilir. Bu hedefler, bahsi geçen üç kuruma yapılan atama usullerinde  yapılacak değişliklerle ilgilidir.

Toparlanıyoruz Hareketi olarak, bu kapsamda yaptığımız  mevzuat araştırması neticesinde ise şunu tespit etmiş bulunuyoruz: KKTC’de yürürlükte bulunan ilgili mevzuatta, gerek KKTC Merkez Bankası Başkanı’nın, gerek Sivil Savunma Teşkilatı Başkanı’nın, gerekse Güvenlik Kuvvetleri Komutanı’nın, KKTC yetkilileri tarafından atanması hususunda engelleyici herhangi bir husus bulunmamaktadır. Özellikle KKTC Merkez Bankası Başkanı ile Sivil Savunma Teşkilatı Başkanı’nın atanması konusunda atama yetkisinin KKTC hükümeti ile cumhurbaşkanının uhdesinde olduğu yasalarla düzenlenmiştir.

Ancak, bugüne kadar süregelen uygulamada bu kapsamdaki atamaların hiçbir dönemde KKTC yetkilileri tarafından yapılmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim, bugün açtığımız davanın konusunu oluşturan Sivil Savunma Teşkilatı başkanının atamasında da, mevzuata göre yetki, üçlü kararname yöntemiyle cumhurbaşkanı, başbakan ve ilgili bakandadır; ama resmi gazete arşivi tarandığında böyle herhangi bir üçlü kararnameye rastlamak mümkün değildir. Yani bu göreve bugüne dek yapılan hiçbir atamada Sivil Savunma Yasası’na uyulmamıştır. Ayrıca, bu göreve atamalarda uygulanmakta olan usul veya hükümlerin ne olduğu da belirsizdir. Bu durumun, hukukun üstünlüğü ile demokratik yönetim ve/veya yönetişim ilkelerine aykırı olduğu apaçıktır.

Burada elbette sorulması gereken birtakım sorular vardır: KKTC yetkilileri ilgili mevzuat hükümlerini bugüne kadar neden uygulamamıştır? Sivil Savunma Teşkilatı Başkanı’nın atanması, Sivil Savunma Yasası’nda belirtildiği gibi üçlü kararname yöntemiyle atanmıyorsa, cumhurbaşkanı, başbakan ve ilgili bakan atama yapmak için imza yetkilerini kullanmıyorsa, o zaman söz konusu atama hangi kurallara göre yapılmaktadır?

Geçmişte başbakan ve cumhurbaşkanı olarak görev yapmış kişilerin de dahil olduğu bazı siyasi şahsiyetlere bu soruları yönelttiğimizde durumu aydınlatıcı herhangi bir cevap alamadık. Bunun nedeni, bu kişilerin bilgi vermekten kaçınması değil, bilgiye sahip olmamalarydı. Bu bilgi eksikliği, KKTC yetkililerinin yönetim anlayışındaki ve siyasi iradeyi kullanmaktaki zafiyetinin bir göstergesi değilse, peki nedir?

Nisan 2015’te konu hakkında bilgi almak için dönemin başbakanı nezdinde resmi girişimlerde de bulunduk. Bilgi Edinme Hakkı Yasası’na dayanarak yaptığımız bilgi edinme başvurusunda (bakınız:http://toparlaniyoruz.org/2015/03/03/hukumet-kendi-irademize-dayali-bir-gelecek-istiyor-mu/), başka konular yanında, ‘Sivil Savunma Teşkilatı Başkanı’nın atanmasına ilişkin mevzuat ve/veya uygulama nedir?’ diye sorduk. Başvurumuza yanıt gelmeyince, Bilgi Edinme ve Değerlendirme Kurulu’na başbakanlık hakkında şikayette bulunduk ve başbakanlıktan cevap ancak bundan sonra geldi. Burada, Sivil Savunma Teşkilatı Başkanı’nın atanması ile ilgili olarak verilen cevap şuydu: “Sivil Savunma Teşkilatı Başkanı, KKTC Anayasası’nda yer alan Geçici 10. Madde’ye göre atanmaktadır”

Ancak Toparlanıyoruz Hareketi olarak biz, Anayasa’nın geçici 10. Maddesi’ni, Sivil Savunma Teşkilatı Başkanı’nın nasıl atanacağıyla ilgili bir hukuksal zemin olarak yorumlamanın mümkün olmadığını düşünüyoruz. Ayrıca, üzerine ısrarla basarak söylemek isteriz ki, Anayasa’nın söz konusu bu ‘geçici’ maddesinin, Kuzey Kıbrıs’ta halk iradesinin devre dışı kalması sonucunu doğuran ve görünüşe göre kaynağı muğlak olan bazı uygulamaların gerekçesi olarak gösterilmesine hem ilkesel olarak hem de hukuksal açıdan karşıyız.

Hukukun üstünlüğüne, şeffaflığa, demokrasiye ve sivilleşmeye dayalı bir yönetim ve siyaset anlayışı talep eden herkesin, bu ilkeleri değersizleştiren, erozyona uğratan veya sulandıran tüm uygulamaların sorgulanmasından yana olması gerektiğini düşünüyoruz. Öte yandan, ‘iyi yönetim/yönetişim’ için, öncelikle yöneticilerin (ve yönetmeye aday olanların) yasaların kendilerine verdiği görev ve yetkilerin bilincinde olması gerektiğini, bu görev ve yetkilere onları kullanmak suretiyle sahip çıkmaları gerektiğini düşünüyoruz. Aksi takdirde, bugün içinde bulunduğumuz durumda olduğu gibi, bu ülkede daha yıllarca şeffaflık, demokrasi, sivilleşme ve hukukun üstünlüğü gibi kavramlar kullanarak ‘ilericilik’ yapmaya, ‘statüko’ karşıtı olmaya, rejimi protesto devam ederiz ama sonra hükümet olduğumuzda somut hiç bir adım atmayız ve tüm itirazlar sadece lafta kalır.

Toparlanıyoruz Hareketi olarak bu ‘iyi yönetim ve yönetişim’ ilkelerini savunmak için çaba göstermeye, bunlara aykırı olduğunu düşündüğümüz uygulamaların sorgulanmasına somut adımlarla katkıda bulunmaya devam edeceğiz. KKTC Sivil Savunma Teşkilatı Başkanlığı’na yapılan atamayı, usul olarak hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye aykırı ve halkın iradesini dışlayıcı olduğu gerekçeleriyle Yüksek İdare Mahkemesi’nin denetimine götürmek için bugün açtığımız dava bu çerçevede attığımız bir adımdır.

Toparlanıyoruz Hareketi

(Temiz Toplum Derneği)

 

Demokrasiye Müdahale Kabul Edilemez

toparlanıyoruz

Toparlanıyoruz Hareketi olarak, Koordinasyon Ofisi Anlaşması’nın, hukukun üstünlüğü, demokratik hükümet ve denetim ilkelerini ihlal eden bir içeriğe sahip olduğunu bir çok kez çeşitli platformlarda dile getirdik.

Geçtiğimiz yıl CTP-BG–DP-UG Hükümeti’nin hukuka aykırı bir şekilde yürürlüğe koymaya kalkıştığı söz konusu anlaşmaya itirazımızı, gerek yayınladığımız bildiriler gerek milletvekillerine karşı çıkmaları için gönderdiğimiz mektuplar gerekse dava açılmasına yaptığımız katkı ile gösterdik. Özellikle bizim de arasında bulunduğumuz 70 civarında örgütün gösterdiği muhalif duruş sayesinde, Koordinasyon Ofisi Anlaşması dönemin hükümeti tarafından rafa kaldırıldı.

Ancak şimdiki UBP–DP Hükümeti, Koordinasyon Ofisi Anlaşması’nı raftaki haliyle yeniden gündeme getirerek yürürlüğe koymak için çalışma başlatmıştır. Anlaşmaya karşı olan birçok örgüt, itirazlarını geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu sefer de her gün biraz daha yükselen bir sesle ifade etmektedir. Bu tepki ve eylemleri destekliyoruz.

Öte yandan, Koordinasyon Ofisi Anlaşması’na ilişkin olumlu bir algı yaratmak için hükümetin başlattığı kampanyaya ek olarak, Türkiye Büyükelçiliği’nin de aynı doğrultuda girişimler yapmakta olduğunu gösteren  birçok işaret mevcuttur. Bu girişimlerin, Anlaşma’nın bazı maddeleri gibi, KKTC’ndeki demokratik düzene ve kamusal tartışma ortamına  müdahale olduğu apaçık ortadadır. Bu tür bir müdahale ise olsa olsa irademizi kontrol etmeye yönelik bir adım olarak nitelendirilebilir. Toparlanıyoruz Hareketi olarak, demokrasimize yapılmakta olan bu müdahaleyi kabul edilmez bulduğumuzu beyan ederiz.

Ama her şeyden önemlisi, Koordinasyon Ofisi Anlaşması’nın özellikle mevcut haliyle kesinlikle uygulanmaması gerektiğini tekrarlar, halkın menfaatini demokrasimizi kurban ederek koruyamayacağımızı hatırlatır, KKTC Meclisi’ni bu konuda uyanık ve çözüm üretici olmaya çağırırız.

 

Toparlanıyoruz Hareketi

(Temiz Toplum Derneği)

Kaygımız Yaptıklarınızın, Yapacaklarınızın Garantisi Olmasındandır!

toparlanıyoruz

Bir süredir gündemde seyrüsefer ruhsatının kaldırılması ve yerine akaryakıt ücretlerinde artış yapılması tartışmaları yer almaktadır. Açıktır ki; bu konuda karar alınmadan önce dünyadaki uygulama örnekleri, ülkemizin koşulları, uygulanabilirliği ve etkileri kapsamında bir tartışma ortamı yaratılması; sağlıklı bir karar üretilmesi için gereklidir.  Artık toplum olarak yanlış siyaset ve yönetme biçimlerinin mağduru olmak istemiyoruz. Kaygımız; yönetenlerin yaptıklarının, yapacaklarının garantisi olmasındandır. Bu nedenle Toparlanıyoruz Hareketi olarak, konuyla ilgili aşağıdaki düşüncelerimizi beyan etme ihtiyacı duyuyoruz.

1. Akaryakıt ücretlerine seyrüsefer harcının ilave edilmesine gerekçe olarak, seyrüsefer ruhsat harçlarının toplanamaması gösterilmektedir. Bu gerekçe, yöneticilerin görev ve yetkilerinin üstesinden gelmekteki aciz durumlarını bir kez daha göstermektedir.

2. Seyrüsefer harçlarındaki uygulama değişikliği konusunda, diğer birçok konuda olduğu gibi, “şeffaflık” ilkesi yine gözardı edilmektedir. Belirsizlik ortamında, “oldu bitti”ye getirilerek yapılan plansız işlerin acısını çok çektik. Yapılması planlanan değişiklikle ilgili çalışmanın kamuoyu ile açık olarak paylaşılması ve sağlıklı bir tartışma zemininde sonlandırılması gerekmektedir.

3. Bu konunun gündeme getirilmesine neden olan durum; yönetenlerin görev ve yetkilerini kullanamaması, gerekli denetimi yapamamasıdır. Hal böyleyken, yeni önerinin hayata geçirilmesi halinde doğacak denetim ihtiyacı nasıl giderilecektir? Yönetenlerin görev ve yetkilerini yerine getiremedikleri bir durumda; en doğrusu belki de bulundukları makamları daha fazla işgal etmemeleridir.

Toparlanıyoruz Hareketi

(Temiz Toplum Derneği)

 

Yeni Hükümet Programı “Dostlar Alışverişte Görsün” Hesabı

EmptyPost

27 Temmuz 2013’de seçilen son KKTC Meclisi henüz üçüncü yılını tamamlamadı ama geçtiğimiz günlerde üçüncü koalisyon hükümetini çıkarmayı başardı! Yeni hükümet hepimize hayırlı olsun.

Toparlanıyoruz Hareketi, hükümet programlarının iktidarları bağlayan ve onların performanslarını değerlendirmede referans alınması gereken belgeler olduğu noktasından hareketle, daha önce yaptığı gibi, yeni hükümetin programını da mercek altına aldı.

Bundan önceki her iki hükümetin de hükümet programlarında önemli bir özellik dikkat çekmişti: hedeflerin takvimlendirilmesi yaklaşımı. CTP-BG milletvekili Tufan Erhürman’a göre, bu yaklaşım hükümet icraatlarının süreç içerisinde kamuoyu tarafından denetlenebilmesine yardımcı olmaya yöneliktir ve bizce de bu açıdan oldukça işlevsel olduğu tartışılmazdır.

Yeni kurulan UBP—DP UG koalisyonunun hükümet programında böyle bir takvimlendirmeden kaçınıldığı gözlemlenmektedir. Yani hükümet hedeflerinin geriye kalan 27 ay içerisinde hangi aşamada yerine getirileceğine ilişkin bir plan ortaya konulmamıştır.

Bir başka ifadeyle, halihazırda güvenoyu almış bulunan bu hükümetin eylem planı belirsizdir. Aslında bu çok da şaşırtıcı değildir. Çünkü hükümet programında neredeyse 300 ayrı hedef varken, erken seçime gidilmediği takdirde, sadece 27 ay ile sınırlı bir hükümet görev süresi söz konusudur.

Bu koşullarda, programda belirtilen hedeflerin nasıl ve ne zaman yerine getirileceğine, daha da önemlisi, öngörülen programın ciddiyetine ilişkin bir çok soru akla gelmektedir. Takvimlendirilmemiş bolca hedefle ‘dostlar alışverişte görsün’ havası çalar gibi duran bu program aslında hükümetin kamuoyu denetimi ve buna bağlı toplumsal baskıdan kurtulma çabasını ele vermektedir. Kısacası hükümet, daha kurulurken, hesap verebilirlik açısından tatmin edici bir görüntü çizmediği gibi bu ilkeyi de pek umursamadığı intibasını yaratmış durumdadır.

Öte yandan, en az takvimlendirme kadar önemli olan olan diğer konunun da hükümet programına uygun hareket etmek olduğu unutulmamalıdır. Bugüne kadarki hükümet programlarının uygulanabilirlik oranlarının çok düşük olduğu herkesin malumudur. Bu durum siyasetimizde ciddi bir eksiklik olan sözle özün bir bütün olamaması sorunuyla da çok yakından ilintilidir. İşte bu noktada milletin vekillerine seslenmek istiyoruz: ister hükümet mensubu, isterse muhalefette olun, halk adına icraat yapan hükümeti halk adına denetleme görevinizi unutmayın ve ciddiye alın.

Toparlanıyoruz Hareketi

 

Toparlanıyoruz Hareketi: “UBP, CTP BG ve DP UG güvenirliliği yitirdi!”

13055328_10154140975073988_2585559166600673679_n

Toparlanıyoruz Hareketi’nden, güvenoyu bekleyen UBP – DP ortaklığının hükümet programının okunmasının ardından eleştiriler geldi. Daha önce hükümet programları hakkında birçok çalışma yapan Toparlanıyoruz Hareketi’nin iki üyesi Ahmet Saydam ve Serkan Mesutoğlu’nun sosyal medya üzerinden yaptığı eleştiriler şöyle:

Ahmet Saydam: Şimdi soru (ve sorun) şu: Siz yapmadığınız bir şey için başkası hakkında “yapmıyor” diye suçlama yapabilir misiniz? Örnek:Siz 38 vekille hükümet programının %20’sini bile gerçekleştirmemişken, sizden sonra gelen hükümetin (ki kendilerinden hiç ama hiç ümidim yoktur) hükümet programını eleştirebilir misiniz? İnsana yüzsüz demezler mi?

Serkan Mesutoğlu: Sözün uçup yazının kaldığı söylenir. Konu siyaset olunca eylemle desteklenmeyen yazının uçup giden sözden farkı nedir? Belki yine kalıcılıktır. Fakat içi boşaltılmış, ruhunu ve saygınlığını yitirmiş bir kalıcılıktır. Aynen uygulanmayan hükümet programlarının ve unutulan parti programlarının sahip olduğu kalıcılık gibi.

Bugün UBP, CTP BG ve DP UG istediği kadar hükümet programı yazsın ve çıkıp istedikleri kadar yazılan hükümet programlarının eleştirisini yapsınlar. Bu partiler için ne yazık ki uçup kaybolan sözle, kalıcı olan yazı arasında fark kalmamıştır. Güvenilirlilik yitirilmiştir.

Hukuk Ayaklar Altına Alınmak İçindir! Öyle mi?

toparlanıyoruz

Asla değildir. Fakat halktan temsil yetkisini alan bazı seçilmişler hukuku ayaklar altına almaktan; kamu kaynaklarını kendi zümresine dağıtmaktan hiç çekinmemektedirler. İşte Mağusa Belediyesi eski  ve yeni başkanları Oktay Kayalp ve İsmail Arter bu sorumsuz siyasetçi profili için son örneklerdir. Gerek Oktay Kayalp gerekse İsmail Arter, İHALESİZ olan alım yetkilerinin 6000 TL ile sınırlandırıldığından habersizler miydi?

Habersiz olmalılar ki, Oktay Kayalp ayni hukuk ihlalini 778 defa; İsmail Arter ise 179 defa işlemişlerdir. Her iki Belediye Başkanı tarafından gerçekleştirilen bu hukuk ihlalleri neticesinde toplam 2 milyon 128 bin 267 lira 91 kuruş harcanmıştır.

Öte yandan Oktay Kayalp, MAGEM’e -ki kurucusu da kendileridir- makbuzsuz ve hibe yoluyla 1 milyon 83 bin Türk Lirası tutarında 41 defa katkı yapmıştır. Aynı şekilde şimdiki Belediye Başkanı İsmail Arter ise 10,000 TL kaynak sağlamıştır.

4 sene içerisinde usulüne aykırı bir şekilde 1,093,000 TL kaynak sağlanan MAGEM’in yönetimi konuyla ilgili bir açıklama yapmıştır. Yapılan açıklamada Mağusa Belediyesi ile bağların sonlandırıldığı dile getirilmiş ve Sayıştay raporunda bulgu yapılan usulsüzlüklerin sorumluluğu 14 Ağustos 2014 tarihinden önce görevde olan MAGEM yönetimine yüklenmiştir.

Tüm bunlara rağmen MAGEM’in, Mağusa’da bulunan diğer birlik/derneklerin adaletli ve hukuka uygun olarak yararlanabilecekleri bir kaynağı tek başına kullanmış olduğu gerçeği ortada durmaktadır.  Yönetenler sayesinde bir zümre kamu kaynaklarına istediği şekilde erişebilmiştir.

Daha önce söyledik, yine tekrarlıyoruz: Sayıştay raporlarında yer alan bulgular dikkate alınarak gerekli denetimler derhal gerçekleştirilmelidir. Hukuk Dairesi(Başsavcılık) ve Polis Genel Müdürlüğü geciktirmeden Sayıştay tarafından yapılan bulguların üzerine gitmelidir. Aksi takdirde, Sayıştay raporları “suç nasıl işlenir?” sorusunun cevabını veren birer kitapçık olarak addedilecektir.

Toparlanıyoruz Hareketi olarak, başta Mağusa Belediyesi eski başkanı Oktay Kayalp ve İsmail Arter’i hukuksuz işlemler yaptıkları için kınıyoruz. Kendilerini imza attıkları usulsüzlüklerin hesabını vermeye çağırıyoruz. Bu ülke insanı siz ve sizin gibi kamu kaynaklarını keyfi bir şekilde kullanan sorumsuz siyasetçilerin elinden çok çekmiştir. Biz kamu kaynaklarını kendi zümresine kolaylıkla ulaştıracak değil toplumun tüm kesimlerine adil olarak paylaştıracak yönetenler talep ediyoruz.

 

Toparlanıyoruz Hareketi

(Temiz Toplum Derneği)

Acaba Ne Zaman Toparlanacaksınız?

942809_804615272973721_8407603497974958377_n

CTP BG, UBP, DP ve TDP…

Meclis içerisinde toplumu temsil eden 4 parti.

2015 yılında oybirliği ile Siyasal Partiler Yasası’nı değiştirdiler.

Artık siyasal partiler için daha fazla denetim, daha fazla hesap verebilirlik olacak dediler.

Yani denetimi, hesap verebilirliği, hukukun üstünlüğünü önemsiyoruz mesajı verdiler.

Gerek eski gerekse değiştirilmiş haliyle Siyasal Partiler Yasası, siyasi partilere kongrelerinden sonra mali denetim yapılabilmesi için 2 ay içerisinde kesin hesaplarını Yüksek Mahkeme Başkanlığı’na sunmalarını emretmektedir.

4 parti arasından CTP BG, UBP ve TDP yine 2015 yılı içerisinde kongrelerini gerçekleştirdiler. CTP BG 14 Haziran 2015, UBP 31 Ekim 2015 ve TDP 20 Aralık 2015 tarihlerinde…

Peki sözkonusu siyasi partiler kongrelerini gerçekleştirdikten sonra kesin hesaplarını Yüksek Mahkeme Başkanlığı’na sundular mı? Toparlanıyoruz Hareketi olarak bilgi edinme başvurusu yaptık ve sorduk.

Bugün Yüksek Mahkeme Başkanlığı’ndan 3 partinin kesin hesaplarını sunmadığı yönünde cevap geldi.

Sorduğumuz sorular üzerine TDP milletvekili Zeki Çeler 20 Şubat’a kadar gerekli belgelerin Yüksek Mahkeme Başkanlığı’na verileceğini beyan etmişti. TDP’nin verdiği söze ve geçirdiği yasaya uygun davranmasını bekliyoruz.

CTP BG ve UBP için ise durum aynı değil. Çünkü CTP BG ve UBP 2 aylık süreyi geçirmiş durumda!

Siz hem daha fazla denetim, daha fazla hesap verebilirlik diyeceksiniz hem de değiştirdiğiniz yasaya aykırı davranacaksınız.

Çok merak ediyoruz: Acaba ne zaman toparlanacaksınız?