Toparlanıyoruz

Yönetim kurulları ve artan suistimaller…

hjenkins

Prof. Dr. Hatice Jenkins

 

Yönetim kurulları şirketlerin ve kurumların en üst yönetim organıdır. Hayati önem taşıyan stratejileri belirler ve kararlar alır.

Yani dümen genel müdürün elinde olsa da, rotayı belirleyen ve gemiyi gitmesi gereken yere yönlendiren yönetim kurullarıdır.

Yönetim kurulları sadece stratejiler belirlemez. Şirketlerin ve kurumların performansını da değerlendirir.

Kişisel çıkarların kurumsal çıkarların önüne geçmesini engeller. Kurumların şeffaf olmasını sağlar ve suistimalleri önler…

Yani yönetim kurullarının aslında hiç de hafife alınmayacak birçok sorumlulukları vardır. Ülkemizdeki gibi laf ola veya süs olsun diye kurulmazlar.

Peki ülkemizde sistem nasıl çalışır? Çalışmaz!

Birçok kurumda, ama özellikle de devlet kurumlarında veya devlet elinin uzandığı bütün kurumlarda, sistem tersten çalışır.

Bütün savaşlar yönetim kurullarını etkisiz hale getirmek için verilir… Suistimal yaparken hesap soran olmasın diye…

Devlet kurumlarının yönetim kurulu üyeleri siyasiler tarafından atanır. Ve yine siyasiler tarafından işlerine son verilir… Yani söz dinlemediklerinde ve verilen emirlere itaat etmediklerinde.

Her iktidara gelen parti bir önceki yönetim kurulu üyelerini görevden alır ve onların yerlerine kendi adamlarını atar. Kırk yıldır bu hep böyle.

Ama yeni atananlar bir öncekilerine göre daha vasıflı oduklarından atanmıyorlar.

Merkezi Amerika’da bulunan Sertifikalı Suistimal İnceleme Derneği’nin (Association of Certified Fraud Examiners – ACFE) küresel yolsuzluk araştırmalarına göre bütün ülkelerde işletmeler ve kurumlar her yıl gelirlerinin %5’i gibi büyük bir oranını çalışan suistimalleri sebebiyle kaybediyorlar.

ACFE’in araştırmasına göre 2016 yılında bu miktar, tüm ülkeler için toplam olarak 6.3 milyar dolara denk geliyor. Yapılan her suistimal, veya yolsuzluk, ise ortalama olarak 2.7 milyon dolar kayba neden oluyor.

Aynı rapora göre suistimal yapanların mevki ve yetkileri ne kadar yüksek ise yaptıkları suistimalin büyüklüğü de o kadar yüksek oluyor.

Örneğin işçi suistimallerinden kaynaklanan kayıbın %50’si 65.000 doların üstünde iken, bu rakam genel müdür veya yönetim kurulu üyesi gibi üst yönetimi içeren suistimallerde 703,000 doların üstüne çıkıyor.

Her ülkede, bazı çalışanlar çeşitli işyerlerinde, kurum ve kuruluşlarda suistimaller yaparak çalıştıkları kurumları zarara uğratıyorlar.

Kendi ülkemizde de durum aynıdır. Devletten tutun da en küçük işletmeye kadar, kar amaçlı olmayan dernek ve kurumlara kadar her yerde suistimal vardır…. Miktarlarında farklılık olsa dahi.

KKTC’nin 2015 gayri safi milli hasılana göre hesaplarsak ülkemizde yaklaşık yarım milyar TL her yıl usülsüzlüklerden dolayı kurumların cebinden kişilerin cebine giriyor…

Fakat biz sadece işçilerin, veznedarların, temizlikçilerin ve satış elemanlarının küçük miktarlarda yapmış oldukları suistimalleri duyuyoruz, gazetelerden okuyoruz.

Devletin üst seviyelerinde yapılan büyük yolsuzluklar, suistimaller genellikle konuşulmaz, yargıya gitmez ve kimse hapse atılmaz.

Toparlanıyoruz Hareketi işte tam da bunu yapmaya çalışıyor. Büyük bir özveri ve cesaretle!

Devleti idare edenlerin büyük bir kısmı kırk yıldır kendi şahsi çıkarları için devleti istismar etti… Zarara soktu..

ACFE raporlarında yıllar önce okumuştum… “Eğer bir işyeri çalışanı işyerine sadece maaşını almak için uğruyorsa orada bir usülsüzlük vardır”.

Aslında fazla konuşmaya gerek yok. Bu en basit prensibe göre bile devleti yönetenlerin görevlerini ve devleti suistimal ettikleri ortadadır. Meclise uğramayan milletvekilleri … Ve işe gelmeden maaş alan müşavirlerimiz… Resim ortada. Bunun sorumlusu yine üzt düzey siyasiler.

Siyasilerin devlet kurumlarının başına atadıkları yönetim kurulu üyeleri ise bana Nasrettin Hoca’nın mezarını hatırlatıyor.. Mezarın çevresi açık, duvar yok ama büyük bir kapısı var ve kapının üstünde de kocaman bir kilit … Mezarı hırsızlardan koruyor.

Peki ülkemizde kar amaçlı olmayan kurumlarda durum ne?

Dernekler, sivil toplum örgütleri, vakıflar, spor klüpleri, sendikalar, siyasi partiler… Bunlardan kaç tanesinin yönetimi şeffaf ve hesap verebilirdir? Kaç tanesi finansal bilgilerini, gelir ve giderlerini halk ile paylaşıyor? Aldıkları bağışları topladıkları aidatları gösteriyor? Üst yönetimdekiler neden hep ayni kişiler….

Son yirmi yıldır ülkemizde yolsuzluk taa en yukarılardan başlayarak en aşağıya kadar gözle görülür bir şekilde arttı.

Bir ülkede yollar altyapısız, binalar boyasız, okullar tuvaletsiz, hastaneler pislik içinde ve çevre bakımsız iken, devletin büyük inşaat projeleri hızla artmaya devam ediyorsa…

Halkın bir kısmı gelir seviyesinin çok üzerinde lüks bir yaşam sürüyorsa…  Hatta işe bile gitmeden para kazanıyorsa…

O ülkede yolsuzluk artık ciddi boyutlara gelmiş demektir…

Suistimallere göz yummak belki yapabileceğimiz en kolay şeydir. Genellikle de öyle olmuştur… Ama suistimali bilip engellememek de bir suçtur.

 

Not: Bu yazı, ilk olarak 19 Mart 2017 tarihinde Kıbrıs Postası’nda yayımlanmıştır.

Comments

comments

Yazar Hakkında Tüm yazıları gör

Toparlanıyoruz