Toparlanıyoruz

Arşiv - Mart 2017

Yönetim kurulları ve artan suistimaller…

hjenkins

Prof. Dr. Hatice Jenkins

 

Yönetim kurulları şirketlerin ve kurumların en üst yönetim organıdır. Hayati önem taşıyan stratejileri belirler ve kararlar alır.

Yani dümen genel müdürün elinde olsa da, rotayı belirleyen ve gemiyi gitmesi gereken yere yönlendiren yönetim kurullarıdır.

Yönetim kurulları sadece stratejiler belirlemez. Şirketlerin ve kurumların performansını da değerlendirir.

Kişisel çıkarların kurumsal çıkarların önüne geçmesini engeller. Kurumların şeffaf olmasını sağlar ve suistimalleri önler…

Yani yönetim kurullarının aslında hiç de hafife alınmayacak birçok sorumlulukları vardır. Ülkemizdeki gibi laf ola veya süs olsun diye kurulmazlar.

Peki ülkemizde sistem nasıl çalışır? Çalışmaz!

Birçok kurumda, ama özellikle de devlet kurumlarında veya devlet elinin uzandığı bütün kurumlarda, sistem tersten çalışır.

Bütün savaşlar yönetim kurullarını etkisiz hale getirmek için verilir… Suistimal yaparken hesap soran olmasın diye…

Devlet kurumlarının yönetim kurulu üyeleri siyasiler tarafından atanır. Ve yine siyasiler tarafından işlerine son verilir… Yani söz dinlemediklerinde ve verilen emirlere itaat etmediklerinde.

Her iktidara gelen parti bir önceki yönetim kurulu üyelerini görevden alır ve onların yerlerine kendi adamlarını atar. Kırk yıldır bu hep böyle.

Ama yeni atananlar bir öncekilerine göre daha vasıflı oduklarından atanmıyorlar.

Merkezi Amerika’da bulunan Sertifikalı Suistimal İnceleme Derneği’nin (Association of Certified Fraud Examiners – ACFE) küresel yolsuzluk araştırmalarına göre bütün ülkelerde işletmeler ve kurumlar her yıl gelirlerinin %5’i gibi büyük bir oranını çalışan suistimalleri sebebiyle kaybediyorlar.

ACFE’in araştırmasına göre 2016 yılında bu miktar, tüm ülkeler için toplam olarak 6.3 milyar dolara denk geliyor. Yapılan her suistimal, veya yolsuzluk, ise ortalama olarak 2.7 milyon dolar kayba neden oluyor.

Aynı rapora göre suistimal yapanların mevki ve yetkileri ne kadar yüksek ise yaptıkları suistimalin büyüklüğü de o kadar yüksek oluyor.

Örneğin işçi suistimallerinden kaynaklanan kayıbın %50’si 65.000 doların üstünde iken, bu rakam genel müdür veya yönetim kurulu üyesi gibi üst yönetimi içeren suistimallerde 703,000 doların üstüne çıkıyor.

Her ülkede, bazı çalışanlar çeşitli işyerlerinde, kurum ve kuruluşlarda suistimaller yaparak çalıştıkları kurumları zarara uğratıyorlar.

Kendi ülkemizde de durum aynıdır. Devletten tutun da en küçük işletmeye kadar, kar amaçlı olmayan dernek ve kurumlara kadar her yerde suistimal vardır…. Miktarlarında farklılık olsa dahi.

KKTC’nin 2015 gayri safi milli hasılana göre hesaplarsak ülkemizde yaklaşık yarım milyar TL her yıl usülsüzlüklerden dolayı kurumların cebinden kişilerin cebine giriyor…

Fakat biz sadece işçilerin, veznedarların, temizlikçilerin ve satış elemanlarının küçük miktarlarda yapmış oldukları suistimalleri duyuyoruz, gazetelerden okuyoruz.

Devletin üst seviyelerinde yapılan büyük yolsuzluklar, suistimaller genellikle konuşulmaz, yargıya gitmez ve kimse hapse atılmaz.

Toparlanıyoruz Hareketi işte tam da bunu yapmaya çalışıyor. Büyük bir özveri ve cesaretle!

Devleti idare edenlerin büyük bir kısmı kırk yıldır kendi şahsi çıkarları için devleti istismar etti… Zarara soktu..

ACFE raporlarında yıllar önce okumuştum… “Eğer bir işyeri çalışanı işyerine sadece maaşını almak için uğruyorsa orada bir usülsüzlük vardır”.

Aslında fazla konuşmaya gerek yok. Bu en basit prensibe göre bile devleti yönetenlerin görevlerini ve devleti suistimal ettikleri ortadadır. Meclise uğramayan milletvekilleri … Ve işe gelmeden maaş alan müşavirlerimiz… Resim ortada. Bunun sorumlusu yine üzt düzey siyasiler.

Siyasilerin devlet kurumlarının başına atadıkları yönetim kurulu üyeleri ise bana Nasrettin Hoca’nın mezarını hatırlatıyor.. Mezarın çevresi açık, duvar yok ama büyük bir kapısı var ve kapının üstünde de kocaman bir kilit … Mezarı hırsızlardan koruyor.

Peki ülkemizde kar amaçlı olmayan kurumlarda durum ne?

Dernekler, sivil toplum örgütleri, vakıflar, spor klüpleri, sendikalar, siyasi partiler… Bunlardan kaç tanesinin yönetimi şeffaf ve hesap verebilirdir? Kaç tanesi finansal bilgilerini, gelir ve giderlerini halk ile paylaşıyor? Aldıkları bağışları topladıkları aidatları gösteriyor? Üst yönetimdekiler neden hep ayni kişiler….

Son yirmi yıldır ülkemizde yolsuzluk taa en yukarılardan başlayarak en aşağıya kadar gözle görülür bir şekilde arttı.

Bir ülkede yollar altyapısız, binalar boyasız, okullar tuvaletsiz, hastaneler pislik içinde ve çevre bakımsız iken, devletin büyük inşaat projeleri hızla artmaya devam ediyorsa…

Halkın bir kısmı gelir seviyesinin çok üzerinde lüks bir yaşam sürüyorsa…  Hatta işe bile gitmeden para kazanıyorsa…

O ülkede yolsuzluk artık ciddi boyutlara gelmiş demektir…

Suistimallere göz yummak belki yapabileceğimiz en kolay şeydir. Genellikle de öyle olmuştur… Ama suistimali bilip engellememek de bir suçtur.

 

Not: Bu yazı, ilk olarak 19 Mart 2017 tarihinde Kıbrıs Postası’nda yayımlanmıştır.

Eski Eserler (Değişiklik) Yasası’nın Siyasilerce Okunmayan Gerçekleri

Meclis gündeminde olan Eski Eserler (Değişiklik) Yasası marifeti ile, iktidarın, bağımsız ve saygın bir kurum olan Anıtlar Yüksek Kurulunu siyasileştirmeye çalıştığı hepimizin malumudur. Bu uğraşa yönelik gerek muhalefet partilerin gerekse sivil toplum örgütlerinin ortaya koydukları mücadeleyi saygı ile selamlar, bu uğraşta birlikte olduğumuzu belirtiriz.

Ancak, bahse konu Yasa öncesi gündemde olan ve Eski Eserleri Koruma Fonunu ortadan kaldıran diğer bir Eski Eserler (Değişiklik) Yasası’nı oybirliğiyle komiteden ve oyçokluğu ile Meclis’ten* geçiren siyasilerimizin “Kültürel Mirasın” yokedilmesine yönelik bu davranışlarını, toplumun geleceğine yönelik bir “ihanet” olarak değerlendiriyoruz.

Konu hakkındaki görüşlerimizi daha önce de basında paylaşmış, aynı zamanda Sayın Cumhurbaşkanından Anayasanın 146(1) maddesindeki yetkisini kullanıp Anayasa Mahkemesi’nden görüş almasını istemiş olup, bu bağlamda beklentimiz sürmektedir.

1994 yılına kadar geçerli olan Eski Eserler Yasası, Anayasa’nın korumaya yönelik öngördüğü işlevleri içermeme nedeni ile birçok kültürel miras yok olmuştur. İlgi yasanın 1994 yılında yenilenmesi ve korumaya yönelik işlevlerin “Eski Eserleri Koruma Fonu” altında hayata geçirilmesi ile yokoluş süreci durdurulmuştur. Şimdi ise, yayınlatılmaya çalışılan değişiklikle kültürel mirasın yokoluş süreci yeniden başlatılacaktır.

Konuyu teknik düzeye indirgeyip, mali disiplin sağlanacak yaklaşımı, ülkemizi yönetenlerin “yönetim vizyonlarını” ortaya koymaktadır. Bu bağlamda 2005 yılında “Fon Kaynaklarının Kullanımına Yetki Veren Yasa”da yapılan değişiklikle ilgi fon kaynakları “eski eserlere yönelik kullanmak kaydı ile” Maliye’ye aktarılmıştır. Ne yazık ki, disipline edeceği varsayılan Maliye, bu kaynakları yasal olmayan şekilde başka amaçlarla kullanmıştır. Kanaatimizce, sorgulanma riskini ortadan kaldırmanın yolu da “Eski Eserleri Koruma Fonu”nun katlidir.

Kültürel mirasların katli fetvası olan bu değişiklik yasasına onay veren iktidar-muhalefet siyasilerimize saygılar sunar, Toparlanıyoruz Hareketi olarak mücadelemizin sürdürüleceğini belirtiriz.

 Toparlanıyoruz Hareketi

*Düzeltme ve özür: Metinde bahsi geçen kısım basınla  ‘oybirliğiyle Meclis’ten’ ifadesi kullanılarak paylaşılmıştır. Doğru ifade ‘komiteden oybirliği ve Meclis Genel Kurulu’ndan oyçokluğu ile’ olmalıdır. Bu hatayı düzeltir ve özür dileriz.

Hükümet’ten Tarihi Değerlerimizi Dinamitleme Planı

21/02/2017 tarihinde ikinci bir Eski Eserler (Değişiklik) yasa tasarısı Meclis gündemine alınıp, siyasilerin baskısından uzak bağımsız bir organ olan “Anıtlar Yüksek Kurulu”nun yapısı Hükümet tarafından değiştirilmek isteniyor. Hedef, üniversite, Belediyeler Birliği, Mimarlar Odası ve Şehir Plancıları Odası temsilcilerinin üyeliklerini ortadan kaldırılarak, yerlerine tamamen ilgili bakanlığın atayacağı üyelerin konulmasıdır. Yapılmak istenen, Kurul’un uzman ve özerk yapısını, tamamen Bakanlık güdümünde kararlar verecek ‘peki efendimci’ bir yapı ile değiştirmektir. Toparlanıyoruz Hareketi olarak bunun masumane değil; iyi niyetli olmayan, toplum çıkarları yerine zümre çıkarlarını koruyan, çevre ve kültür mirasını hiçe sayan bir plan olduğunu düşünmekteyiz. Dahası, önerilen masum görünüşlü küçük değişikliklerle, daha önce Kurul tarafından reddedilip, yasal olarak yeniden gündeme getirilmesi imkansız olan konuların tekrardan görüşülerek onaylanmasının yolu açılmaya çalışılıyor.

Ülkemizle beraber, insanlığa karşı da toplumsal sorumluluğumuzda olan kültürel mirasa yönelik böylesi müdahaleler geleceğimizi harcamakla eşdeğerdir! Yapılmak istenen yanlıştan bir an önce dönülmesi için görev, konunun görüşüldüğü İdari Komite’deki milletvekillerindedir. Kamuoyuna rağmen, yanlış kararda direten bir milletvekilinin ise toplum çıkarlarını gözetiyor olması mümkün değildir. Bu komite milletvekilleri Ahmet Kaşif, Ahmet Gulle, Mustafa Arabacıoğlu, Ergün Serdaroğlu ve Erkut Şahali’dir.

Henüz çok geç değilken, politik görüşü ne olursa olsun, duyarlı her vatandaşın ve ilgili her kurumun bu konuda yapabileceklerinden biri, komite üyelerine ulaşarak, Kurul’un özerk yapısını bozmanın kamu zararına olduğunu vurgulamak ve bu değişikliğin iptalini sağlamaktır.

Toparlanıyoruz Hareketi