Toparlanıyoruz

Hakem Collina ve bizim ‘Bakan’ların halleri…

yeni-kabine collina-1 

-Adil Şeytanoğlu-

Pierluigi Collina! Bu ismi duymamış olsanız veya futbolla çok ilgilenmeseniz bile, büyük bir olasılıkla onun resmini görür görmez ‘Aaa, ben bu adamı biliyorum’ dersiniz. Çokları tarafından dünyanın gelmiş geçmiş en iyi futbol hakemi kabul edilen Collina, FIFA tarafından da altı kez üst üste ‘Yılın En İyi Hakemi’ ünvanına layık görülmüş. Üstelik, onun yönettiği hiçbir maçı kaybetmemiş olmak, Türkler’in ona karşı olan sevgisini bir o kadar daha arttırmış…

Diyebilirsiniz ki, Collina ve bizim KKTC’nin halleri arasında ne ilişki olabilir?

Başbakan Özgürgün’ün futbolun içinden geldiği malum… Onun sadece erkeklerden oluşan kabinesinden yola çıkarak, Özgürgün Hükümeti’nin bir anlamda jübilesini çoktan yapmış ‘A Milli Bakanlar Kurulu Karması’na benzediği de tartışma kaldırmaz herhalde. Bu iki noktayı birleştirerek, konuyu hemen farklı şekilde yorumlamaya kalkışabilirsiniz…. Kalkışmayın!

Soru aslında basit: Collina dünya çapında böylesine başarılı bir hakem olmayı nasıl becerdi?

Daha doğrusu, soruyu biraz değiştirmekte, kendimize doğru yontmakta fayda var. Eğer Collina: ‘Futbolun kurallarını harfi harfine uygularsam, sahada kırmızı kart görmeyen kalmaz!’, ‘Aman ortam çok gergin! İlk yarı bitsin, çocuklar bir nefes alsın; ondan sonra oyunun kurallarını tam uygulayalım. Şimdi böyle yaparsak kaos çıkar!’ deseydi, veya ‘Düdük çalıp çalıp oyunu bölersem, tadı kalmaz ki be canım!’ diyecek olsaydı, hiç böyle başarılı bir hakem olabilir miydi? Zor!

Halbuki iyi bir hakem, öncelikle oyunun kurallarını noktası virgülüne bilir. Oyununa hakim, tarafsız olur ve pozisyoları iyi inceler. Kararını verir vermez de verdiği kararı uygular. Gerekirse oyunu durdurur, gerekirse kırmızı kartını çıkarır… En önemlisi, tüm bunları yaparken popüler olma, seyirciden alkış alma kaygısı taşımaz. Zaten taşısa, bu işi hakkıyla yapamaz.

Diyeceğim o ki, bu özelliklerin birçoğu, yani konusuna hakim olma, tarafsız ve kurallara uygun davranma, durumları iyi inceleyip, doğru ve zamanında kararlar verme, verilen kararları çabucak uygulama aslında Hükümet’teki bakanlardan da beklenen ortak davranış biçimleri değil midir?

Ancak malesef, bu özelliklerden yoksun birçoklarıyla Collina’nın tek benzerlikleri tüm tarafların olaylara bakmakta profesyonelleşmiş olmasından öteye geçememektedir…

Bizdeki bakanlara ‘yasaları uygulayın, şunu şunu yapın’ deseniz… Bakan cevap verir: ‘Olmaz, kaos çıkar…’

‘İnşaatları denetleyin, yasaları uygulayın, ölümlerin önüne geçin’ dersiniz… Bakan cevap verir: ‘Hele bir denetleyelim, inşaatlar durur. Olmaz kaos çıkar…’

‘Sağlık? İkinci iş yasağı?’ ‘Kaos çıkar, kaos! Hem biz reform ve hastane yapıyoruz, bekleyin…’

Trafikte önlem alınması için millet ayağa kalkacak olsa –ki o konuda kaos zaten çıkmıştır- onlar yine de çok ses çıkıyor mu, gülle geçti mi diye sindikleri yerden bakarlar da bakarlar….

Yasalara tamamıyla uymayı ve onları uygulamayı içlerine sindirememiş bir yönetimden, bırakın Collina gibi en iyisi olmayı, ‘iyi’ olmasını bile beklemek hayalperestlikle eş değil midir? Kısacası, icraatın içinde olması gerekenler, çoğu zaman boş boş bakmaktadırlar… İşin en kötü yanı ise, vatandaşın çoğu zaman, belki de bezgin bir halde, boş bakarlardan medet umması veya mevcut durumu umursamamasıdır….

Kendimize sormamız gereken, ‘Collina’da hoş bulduğumuz bu özellikleri, bizi yönetmeye aday olan kişilerde aramanın zamanı çoktan gelmemiş midir?’ sorusudur. Kötü bir hakemin 90 dakikayı nasıl mahvedeceği malumken, kötü bir yöneticinin işgal ettiği makamda toplumuna açacağı zararları hayal etmek çok mu zordur?

İster bakan olsun, ister müdür, isterse vatandaş, doğrunun ne olduğunu bilip ‘ yapmam, yapamam’ deyip de bakanlar ise, sadece boş bakandır…. Bizleri ileriye taşıyamazlar, aksine geriye çekerler. İşte bu yüzden, hepsine kırmızı kart!

Çok mu söyledim? Bence az bile…

Comments

comments

Yazar Hakkında Tüm yazıları gör

Toparlanıyoruz