Toparlanıyoruz

Arşiv - Şubat 2017

CUMHURBAŞKANINA ÇAĞRIMIZDIR: MİLLETVEKİLLERİMİZ TOPLUMUN GELECEĞİNİ ÇALIYOR!

Kuruluşundan itibaren gerek ilgililere yaptığı yazılı uyarılarla, gerekse medya aracılığı ile gündeme getirdiği ve Anayasa ile Devlet Planlama Örgütü Yasasında öngörülen “plan” “program” kavramlarına dikkat çeken Toparlanıyoruz Hareketinin çabaları, ne yazık ki milletvekillerimiz tarafından ciddiye alınmamaktadır. Bu bağlamda, Cumhurbaşkanı tarafından gerekçeli olarak Meclise geri gönderilen Eski Eserler (Değişiklik) Yasasının değiştirilmeden Meclis Alt Komitesinden ivedilikle geçirilmesi ibret vericidir.

Yaklaşık iki yıldan beri konuyu yakından takip eden Toparlanıyoruz Hareketi, tüm gelişmeleri içeren bir yazı ile Cumhurbaşkanını bilgilendirip Anayasanın kendisine verdiği yetki çerçevesinde ilgi yasanın engellemesini talep etmiştir. Bu bağlamda Meclise gerekçeli olarak Cumhurbaşkanı tarafından iade edilen sözkonusu yasa maalesef değiştirilmeden, ikinci kez , yayınlaması için Cumhurbaşkanına gönderilme aşamasındadır.

Görünen odur ki, Mecliste toplumu temsil eden siyasilerimiz; Turizmin sürükleyici sektör olduğu söylemlerinin aksine, bu sektörün gerçek girdisi olan “kültürel mirasın” yok olmasını sağlayacak ilgi yasa değişikliğinin yaratacağı yıkımı görememektedirler.

Sayın Cumhurbaşkanından beklentimiz; Anayasanın kendisine verdiği yetkiyi kullanıp konuyu Anayasa Mahkemesine göndermesi ve Milletvekillerimizin ekonomik akıldan yoksun bu davranışlarından, toplum adına kültürel mirasımızın korunmasını sağlamaktır.

 

Temiz Toplum Derneği

(Toparlanıyoruz Hareketi)

Sn. Akıncı’ya Eski Eserler (Değişiklik) Yasası Hakkında Gönderilen Mektup.

Sayın Mustafa Akıncı,

Cumhurbaşkanı,

Lefkoşa.

07.02.2017

Konu :      Eski Eserler (Değişiklik) Yasası

 

30 Ocak 2017 tarihinde Cumhuriyet Meclisinde görüşülüp onaylanan ve yasal prosedür gereği onay ve Resmi Gazetede yayınlanıp yürürlüğe giriş için tarafınıza iletilecek olan Eski Eserler (Değişiklik) Yasası hakkındaki görüş ve değerlendirmelerimiz şöyledir;

“Kültür varlıkları”na yönelik yasal öngörüler,” Tarih, Kültür ve Doğa Varlıklarının Korunması” başlığı altında Anayasanın 39.Maddesinde yer almaktadır. Bu kapsamda hazırlanıp yürürlüğe giren Eski Eserler Yasası, Anayasanın öngördüğü “….özel mülkiyete konu olanlara getirilecek sınırlamalar ve bu nedenle hak sahiplerine yapılacak yardımlar ve sağlanacak bağışıklıklar yasa ile düzenlenir….”ifadelerine yönelik herhangi bir kural içermediği için, 1994 yılına kadar özellikle Lefkoşa ve Mağusa surlariçi olmak üzere birçok yerdeki kültür varlığının yok olmasına neden olmuştur. İşte bu acı deneyimlere son vermek için 1994 yılında 60/1994 sayılı Eski Eserler Yasası yürürlüğe konulmuş ve Anayasanın öngördüğü işlevler hayata geçirilmiştir. . İlgi yasanın “Amaç” başlığı ; (Bu Yasanın amacı, tarih öncesi ve tarih devirleri ile yakın geçmişten günümüze kadar gelen taşınır ve taşınmaz eski eserler ile doğa varlıklarının korunup yaşatılması için yapılması ve uyulması gerekli iş ve işlemlerle ilgili ilke ve uygulama esaslarını belirleyip düzenlemektir.) olmasına rağmen, “Eski Eserleri Koruma Fonunun Kuruluşu, Yönetimi ve Denetimi” başlığı altında olan 20. Maddesi, Anayasanın öngördüğü “…..hak sahiplerine yapılacak yardımlar ve sağlanacak bağışıklıklar yasa ile düzenlenir…. “  ifadesinin gereğini düzenlenmektedir. Şöyle ki ;

Eski eserleri koruma fonunun kuruluşu, yönetimi ve denetimi 20 Aşağıda belirlenen amaçlarda kullanılmak üzere Müdürlüğe bağlı  olarak “Eski Eserleri Koruma Fonu” kurulur:
(1) (A) Özel mülkiyete konu taşınmaz eski eserler ile devletin mülkiyetinde veya gözetim ve denetiminde bulunan taşınır ve taşınmaz eski eseri korumak, yaşatmak, bakım ve onarımlarını yapmak, restore etmek, belgelemek, tanıtmak ve bunlarla ilgili  her türlü iş ve işlemleri, bilimsel ve teknik çalışmaları yapmak ve/veya yaptırmak;
(B) Bu Yasa ve yukarıdaki (A) bendinde belirlenen amaçları gerçekleştirmek için ayni, nakdi, teknik ve gerekli diğer yardımları yapmak ve kredi vermek;

Bu madde içeriğinden de açıkca görüleceği gibi, Anayasanın 39.maddesinin öngördüğü işlemlerin düzenlenmesi, 60/1994 sayılı Eski Eserler Yasasının yukarıdaki 20.(1) (A) ve (B) maddesinde yer almakta olup Fon Gelirlerini açıklayan 20.(4) (B) maddesi de “Müze ve Ören yerlerine giriş ücretleri”ni fon kaynağı olarak düzenlemektedir. 2005 yılına kadar “kurumsal yapı” çerçevesinde işlev yapan “Eski Eserleri Koruma Fonu” , gelirlerinin tümünü kültürel mirasa yönelik kullanmasına ilaveten Müze ve Ören yerlerine yatırım yaparak gelirlerini de doğru orantılı olarak artırmıştır.Şöyle ki kuruluş yılı olan 1994 yılında geliri 50 000 İngiliz Pound civarında olan Fon, gelirini her yıl artırarak 2005 yılında yaklaşık    1000000 (Bir milyon) İngiliz Pound gelir sağlamıştı.

2005 yılında “Fon Kaynaklarının Kullanımına Yetki Veren Yasa”da yapılan değişiklikle, ilgi fonun tüm gelirleri, mali disiplin sağlanacağı gerekçesi ile Devlet Bütçesine gelir olarak aktarılmıştır. Ancak, bu gelirlerin ilgi daireye “gider” olarak aktarılması yasal olarak öngörülmesine rağmen, aksine ve de yasadışı olarak diğer kalemlere aktarılıp harcanmıştır. Bunun sonucu olarak, 2005 yılından günümüze kadar, Eski Eserler Dairesinin kültürel varlıkları korumaya yönelik çalışmaları yetersiz kalmaktadır. 10 Ocak 2014 tarihli Resmi Gazetenin 8 sayılı sayısında yayınlanan Eski Eserler (Değişiklik) Yasa Tasarısının bilgimize gelmesi ile birlikte Meclis Başkanı Sayın Sibel Siber’e gönderdiğimiz ve ekte fotokopisi sunulan yazı ile, konuya yönelik değerlendirmelerimizi iletmiş ve Tasarının görüşüleceği Meclis Alt Komitesine katılımımızın sağlanmasını rica etmiştik. Katıldığımız Komite toplantısında, komite üyesi olan tüm siyasi parti temsilcilerine görüş ve önerilerimizi aktarmış ve ilgi taslağın Komite gündeminden geri çekilmesine katkı sağlamıştık.

2014 yılında gündemden geri çekilen Eski Eserler (Değişiklik) Yasa Tasarısının yeniden gündeme getirilip geçtiğimiz günlerde Mecliste onaylandığını öğrenmiş bulunuyoruz. Toplumsal sorunlar çerçevesinde uğraş veren derneğimiz, bu bağlamda, ilgi yasaya yönelik mücadelesine devam etme kararlılığındadır.

İlgi Yasanın yayınlanıp yürürlüğe girmesi halinde, 1994 yılı öncesi yaşanan kültürel mirasın yok olma sürecinin yeniden yaşanması ne acıdır ki kaçınılmazdır. Kanaatimizce, 60/1994 sayılı Eski Eserler Yasasının gerçek amacı olan ve Anayasanın da öngördüğü  hak sahiplerine yapılacak yardımlar kıstasını karşılayan Eski Eserleri Koruma Fonunun iptali ; Anayasanın, Yasa ile ilgili öngörüsü ile çelişmektedir.

Konunun tarafınızdan değerlendirilip uygun bulunması halinde, Anayasanın 146 (1) maddesinin tarafınıza verdiği yetki çerçevesinde gereği için saygılarımızla arzederiz.

 

Temiz Toplum Derneği

Eki ; – Meclis Başkanına gönderilen yazı

Toparlanıyoruz Hareketi: Sonuç odur ki partilerin çoğunluğunun “ülkesel planları” yok!

Hatırlanacağı üzere, 4 Kasım 2016 tarihinde “ülkemizde, ekonomiden eğitime, sağlıktan imara kadar hemen her alanda yaşanan sorunların en önemli nedenlerinden biri ‘ülkesel kalkınma planları’nın olmamasıdır” demiş ve Meclis içinde bulunan UBP, DP-UG, CTP-BG ve TDP’yle beraber, Meclis dışında bulunan BKP, HP ve SDP’ye elden ve e-posta yoluyla dağıtımını yaptığımız bir mektupla ‘ülkesel kalkınma planları’ ile ilgili yaklaşımlarını sormuştuk.

Verdiğimiz mektupla yönelttiğimiz sorular özetle şöyle idi:

  • Parti olarak; yasaların belirlediği kapsam ve zorunluluk bağlamında “Kalkınma Planları”nın gerekliliğine inanıyor musunuz?
  • Gerekliliğine inanıyorsanız; (ilk iki soru meclis dışında olan partilere yönelik değildir)
    • Parti olarak; (gerek iktidar ve gerekse muhalefet görevinde bulunduğunuz dönemlerde) yasaların ortaya koyduğu kalkınma planlarına yönelik herhangi bir icraatiniz oldu mu? Bunlar nelerdir?
    • Yasalarca öngörülen ‘Kalkınma Planları’nın hala hazırlanmamış olması ile ilgili partinizin kısmen veya tümüyle sorumluluğu olduğunu düşünüyor musunuz?
    • Parti ilkelerinize göre, idarecinin yasalarca sorumlu kılındığı bir görevi yerine getirmemesi suç mudur? Evet ise; Kalkınma Planlarının hazırlanması sorumluluğunu yerine getirmeyen hükümetler ve yöneticiler suç işlemiş olmazlar mı?
    • Partiniz, ‘ülkesel kalkınma planı’ ile ilgili çalışması, planı veya hedefi var mıdır? Var ise, -hükümet yetkisine sahip olduğunuzu düşünerek- plan ve takviminiz nedir?

 

Mektupları vermemizin üzerinden üç aydan fazla bir zaman geçmiştir. Bu süre içerisinde geri dönüş yaparak mektubumuza cevap veren ve parti olarak yaklaşımlarını izah eden sadece HP olmuştur.

Diğer partilerden bir geri dönüş alınmamış olması; ‘ülkesel planlama’nın gerekliliği ile ilgili bir kaygılarının ve plan projelerinin olup olmadığı konusunda soru işaretlerini güçlendirmektedir. Yönetime aday olan siyasi partilerimizin, böylesi önemli bir konuda niyet ve çalışmalarının olmadığını düşünmek istemediğimiz için kendilerine sorularımıza cevap vermeleri için yeniden bir çağrı yapıyoruz.

Mektubumuzla ilgili gerekli bilgilendirmeyi yapan HP’ne, sorumlu davranışından dolayı teşekkür ederiz. Verilen mektup ve gelen cevaplarla ilgili dökümanları ise bu linkten inceleyebilirsiniz.

 

 

 

 

Hakem Collina ve bizim ‘Bakan’ların halleri…

yeni-kabine collina-1 

-Adil Şeytanoğlu-

Pierluigi Collina! Bu ismi duymamış olsanız veya futbolla çok ilgilenmeseniz bile, büyük bir olasılıkla onun resmini görür görmez ‘Aaa, ben bu adamı biliyorum’ dersiniz. Çokları tarafından dünyanın gelmiş geçmiş en iyi futbol hakemi kabul edilen Collina, FIFA tarafından da altı kez üst üste ‘Yılın En İyi Hakemi’ ünvanına layık görülmüş. Üstelik, onun yönettiği hiçbir maçı kaybetmemiş olmak, Türkler’in ona karşı olan sevgisini bir o kadar daha arttırmış…

Diyebilirsiniz ki, Collina ve bizim KKTC’nin halleri arasında ne ilişki olabilir?

Başbakan Özgürgün’ün futbolun içinden geldiği malum… Onun sadece erkeklerden oluşan kabinesinden yola çıkarak, Özgürgün Hükümeti’nin bir anlamda jübilesini çoktan yapmış ‘A Milli Bakanlar Kurulu Karması’na benzediği de tartışma kaldırmaz herhalde. Bu iki noktayı birleştirerek, konuyu hemen farklı şekilde yorumlamaya kalkışabilirsiniz…. Kalkışmayın!

Soru aslında basit: Collina dünya çapında böylesine başarılı bir hakem olmayı nasıl becerdi?

Daha doğrusu, soruyu biraz değiştirmekte, kendimize doğru yontmakta fayda var. Eğer Collina: ‘Futbolun kurallarını harfi harfine uygularsam, sahada kırmızı kart görmeyen kalmaz!’, ‘Aman ortam çok gergin! İlk yarı bitsin, çocuklar bir nefes alsın; ondan sonra oyunun kurallarını tam uygulayalım. Şimdi böyle yaparsak kaos çıkar!’ deseydi, veya ‘Düdük çalıp çalıp oyunu bölersem, tadı kalmaz ki be canım!’ diyecek olsaydı, hiç böyle başarılı bir hakem olabilir miydi? Zor!

Halbuki iyi bir hakem, öncelikle oyunun kurallarını noktası virgülüne bilir. Oyununa hakim, tarafsız olur ve pozisyoları iyi inceler. Kararını verir vermez de verdiği kararı uygular. Gerekirse oyunu durdurur, gerekirse kırmızı kartını çıkarır… En önemlisi, tüm bunları yaparken popüler olma, seyirciden alkış alma kaygısı taşımaz. Zaten taşısa, bu işi hakkıyla yapamaz.

Diyeceğim o ki, bu özelliklerin birçoğu, yani konusuna hakim olma, tarafsız ve kurallara uygun davranma, durumları iyi inceleyip, doğru ve zamanında kararlar verme, verilen kararları çabucak uygulama aslında Hükümet’teki bakanlardan da beklenen ortak davranış biçimleri değil midir?

Ancak malesef, bu özelliklerden yoksun birçoklarıyla Collina’nın tek benzerlikleri tüm tarafların olaylara bakmakta profesyonelleşmiş olmasından öteye geçememektedir…

Bizdeki bakanlara ‘yasaları uygulayın, şunu şunu yapın’ deseniz… Bakan cevap verir: ‘Olmaz, kaos çıkar…’

‘İnşaatları denetleyin, yasaları uygulayın, ölümlerin önüne geçin’ dersiniz… Bakan cevap verir: ‘Hele bir denetleyelim, inşaatlar durur. Olmaz kaos çıkar…’

‘Sağlık? İkinci iş yasağı?’ ‘Kaos çıkar, kaos! Hem biz reform ve hastane yapıyoruz, bekleyin…’

Trafikte önlem alınması için millet ayağa kalkacak olsa –ki o konuda kaos zaten çıkmıştır- onlar yine de çok ses çıkıyor mu, gülle geçti mi diye sindikleri yerden bakarlar da bakarlar….

Yasalara tamamıyla uymayı ve onları uygulamayı içlerine sindirememiş bir yönetimden, bırakın Collina gibi en iyisi olmayı, ‘iyi’ olmasını bile beklemek hayalperestlikle eş değil midir? Kısacası, icraatın içinde olması gerekenler, çoğu zaman boş boş bakmaktadırlar… İşin en kötü yanı ise, vatandaşın çoğu zaman, belki de bezgin bir halde, boş bakarlardan medet umması veya mevcut durumu umursamamasıdır….

Kendimize sormamız gereken, ‘Collina’da hoş bulduğumuz bu özellikleri, bizi yönetmeye aday olan kişilerde aramanın zamanı çoktan gelmemiş midir?’ sorusudur. Kötü bir hakemin 90 dakikayı nasıl mahvedeceği malumken, kötü bir yöneticinin işgal ettiği makamda toplumuna açacağı zararları hayal etmek çok mu zordur?

İster bakan olsun, ister müdür, isterse vatandaş, doğrunun ne olduğunu bilip ‘ yapmam, yapamam’ deyip de bakanlar ise, sadece boş bakandır…. Bizleri ileriye taşıyamazlar, aksine geriye çekerler. İşte bu yüzden, hepsine kırmızı kart!

Çok mu söyledim? Bence az bile…