Toparlanıyoruz

Arşiv - Ocak 2017

Karpaz “Doğal ve Arekeolojik Sit Alanı”

Altınkum

10 Ocak 2017 tarihinde toplanan Anıtlar Yüksek Kurulu, tek gündem konusu olarak Karpaz bölgesindeki “doğal ve arkeolojik sit alanı” içerisinde arkeolojik alanlara yönelik “derecelendirme” çalışmalarını görüşmüştür. Konuya duyarlı tarafların medya kanalı ile yansıttığı ve bölgenin geleceğine yönelik endişelerin paylaşıldığı görüşlerden de izlendiği gibi konu; cevaplanması gereken birçok soruyu içermektedir. Şöyle ki;

  • Öncelikle 1995 yılında Anıtlar Yüksek Kurulu tarafından “Doğal ve Arkeolojik Sit Alanı” daha sonra da Çevre Dairesi kanalı ile “Özel Çevre Koruma Bölgesi” ilan edilen bölge içerisindeki arkeolojik sit alanlarının “derecelendirme” gerekçesi nedir?
  • Derecelendirme çalışması neden bölgenin tümü için değil de Apostolos Andreas Manastır yolunun sadece doğu kısmı (deniz tarafı) için öngörülmektedir?
  • Derece sit alanlarında kontrollü inşaat izni verilebileceğinin 60/94 sayılı Eski Eserler Yasası’nda öngörülmesi, “derecelendirme” isteminin çok da masumane olmadığını akla getirmektedir.

Yukarıdaki tüm endişeleri taşımamız yanında, 60/94 sayılı Eski Eserler Yasası’nın konuya yönelik düzenlemeleri bizleri rahatlatmaktadır. Ancak, ülkemiz yöneticilerinin yasaları uygulama alanındaki kötü şöhretleri, tedirgin olmamıza neden olmaktadır.

Konunun gündeme gelme nedeni, her ne kadar “siyasi baskı” olarak sosyal medyada yer almışsa da; böyle bir yaklaşım, bağımsızlığı yasa ile düzenlenmiş Anıtlar Yüksek Kurulu gibi saygın bir kurulun saygıdeğer üyelerini rencide edebilmektedir. Görev yetki ve sorumlulukları yasa ile düzenlenmiş bu üyelerin “siyasi baskıdan” etkilenmelerinin hiçbir mantıki izahı olamayacağı açıktır.

Toparlanıyoruz Hareketi olarak endişelerimizi dile getirirken, Anıtlar Yüksek Kurulu üyelerinin, gerek görev yetki ve sorumluluk, gerekse kamu yararı bilinci içerisinde konuyu inceleyip karar üreteceklerine olan inancımızı belirtir, endişelerimiz giderilinceye kadar konunun takipçisi olacağımızı da vurgularız.

Toparlanıyoruz Hareketi

Ara emri kararı Hükümet’in Pirus Zaferi olmalıdır…

Pirus Zaferi tanımı, verilen kayıplar karşısında anlamsız hale gelen zaferleri anlatmak için kullanılır. Her ne pahasına olursa olsun kazanılan bir zafer, sonuçta korkunç bir “zafer” olarak kendini gösterir. Bağlı olmakla yükümlü oldukları Anayasa ve yasalara uymayanlara karşı duyarlı olmak ve onlara karşı mücadele etmek tüm vatandaşların sorumluluğu ve önceliği olmalıdır. Çünkü, halkın çıkarlarını geri plana itip kendi çıkarlarını öne koyanlara ve devlet imkanlarını sorumsuzca kullanmayı huy edinmişlere en çok yakışan tam da Pirus Zaferleri’dir.

Hatırlanacağı üzere, Toparlanıyoruz Hareketi’nin UBP-DP Hükümeti’nin 2 milyon Türk Lirası harcayarak ihalesiz olarak almış olduğu makam araçlarıyla ilgili ara emri başurusu, Yüksek İdare Mahkemesi’nde görüşülmüş, konu ardından da istinafa taşınmıştı. 6 Ocak 2017 tarihli istinaf kararında Mahkeme, en basit anlatım ile dava açma hakkı ve/veya yetkisine sahip olmak manasına gelen ‘meşru menfaat’ olgusuna vurgu, Toparlanıyoruz Hareketi’nin meşru menfaati olmadığı görüşüne varmış; dolayısıyla istinaf başvurumuz reddedmiştir.

Gelinen noktada, Mahkeme kararından yola çıkarak, ‘alımların yasallığı yargı tarafından da onaylandı’ sonucuna varılamayacağını bir kez daha vurgularız. Diğer bir deyişle, şu ana kadar işleyen hukuki süreç içerisinde, alımlarla ilgili esasa ilişkin hukuki noktalara değinme fırsatı bulunmamıştır. Bu safhada, Mahkeme kararı sadece ‘Toparlanıyoruz Hareketi olarak sizlerin bu davayı açmanız “meşru menfaat” sebebiyle mümkün değildir’ anlamına gelmektedir. Bu durumda, şüphesiz ki bir ilke olarak ‘meşru menfaat’ kavramının kamu yararı göz önünde bulundurularak zaman içerisinde daha geniş yorumlanması en çok bizleri sevindirecektir.

Yargı huzurunda ihalesiz olarak alınan makam araçları ile ilgili olarak, bu aşamada hesap vermekten kurtulan Hükümet yetkilileri kanımızca çok sevinmemelidir. Çünkü, temiz toplum, temiz siyaset ve kendi iradesine dayalı bir yönetimi hedefleyen Toparlanıyoruz Hareketi, sorumluların yasalara aykırı hareketlerini her daim eleştirecek; kamu çıkarlarını gözetecek ve bu çıkarlara aykırı olan kararların üzerine gidecektir. İptal davalarının idarenin gerçekleştidiği işlemlerin hukuka uygunluğunu sağlamak gibi çok önemli bir fonksiyonu olduğu düşünüldüğünde, derneğimizin “dava açabilme yetkisi”ne dair ortaya çıkan bu sonuç, hükümetin hukuka aykırı davranma cesaretini kırmak yönündeki adımlarımızı bu anlamda sekteye uğratmayacaktır.

Olay sadece Barbaros Şansal’ın şahsı ile ilgili değildir!…

Barbaros Şansal’ın KKTC’den gönderilmesi ile ilgili olarak yapılan işlem ve/veya eylemin dayanağına ilişkin henüz Başbakan ve/veya İçişleri Bakanı tarafından herhangi bir açıklama yapılmaması nedeni ile henüz bir açıklık yoktur.

Bu bağlamda sorulması gereken birtakım sorulara dair yanıtlar henüz açığa çıkmamış olmasına karşın, Toparlanıyoruz Hareketi olarak, verili koşullarda önce hedef gösterilen, ayrıştırılan ve bu nedenlerle de linç edileceği, vücut bütünlüğü ve hatta yaşam hakkına halel gelebileceği açık olan bir durumda, Barbaros Şansal’ın apar topar adadan gönderilmesini endişe verici bulmaktayız.

Bu durum özelde Barbaros Şansal’a karşı yapılan bir eylem gibi görünse de aslında bir “zihniyet”in ne kadar da tehlikeli bir biçimde belli aralıklarla hortladığını göstermektedir. Kişileri bu şekilde hedef göstererek, hem sosyal anlamda hem de maddi varlığı anlamında tehlikeye atan bu zihniyet, Sivas’ta Madımak Oteli’nde insanları diri diri yakan, 6-7 Eylül olaylarında neşet eden, Hrant Dink’în öldürülmesi ile sonuçlanan, Tahir Elçi’nin öldürülmesi ile sonuçlanan ve daha buraya sığmayacak birçok duruma yol açan zihniyetin aynısıdır. Bu noktada öncelikle işlem ve/veya eylemin sebebi ne olursa olsun bu zihniyete karşı gelinmelidir.

Bununla birlikte, daha önce de dile getirdiğimiz gibi, içerisinde bulunduğumuz yönetim anlayışını bu olay neticesinde usanmadan tekrar sorgulamayı gerekli görmekteyiz:

  • Barbaros Şansal anayasal bir hak olan düşünce ve kanaatlerinden ötürü mü apar topar sınır dışı edilmiştir?
  • Eğer yetkililer ‘daha önce işlediği bir suçtan ötürüdür’ diyecek olurlarsa, bu kişi olaydan sonra defalarca adaya gelip adadan ayrılmamış mıdır? Neden şimdi böyle bir yola gidilmiştir?
  • Ekonomik batıklıklarını, becerisizliklerini geçtiğimiz hükümet, acaba kişisel çıkarları ve/veya korkaklıkları yüzünden mi bu insanı sınır dışı etmiştir?
  • Bunu yaparken, temsil ettikleri ülkenin haysiyetine zarar verip vermediklerini bir an için dahi olsa düşünmemişler midir?

Toparlanıyoruz Hareketi olarak bir kez daha belirtmek gerekir ki belirttiğimiz bu zihniyet ne kadar endişe verici ise, bu zihniyetin suç ortağı olan bir yönetim tarafından “yönetilmek” de en az onun kadar endişe vericidir.