Toparlanıyoruz

Hukuksuzluğun nedeni sadece siyasetçiler mi?

hukuksuz

Son günlerde artan bir hızla toplum gündemine “virüs” gibi yerleşen ve toplumla yürütme erkini adeta güreş ringinde karşı karşıya getiren hukuk dışı uygulamaların nedenlerini irdelemek, “temiz toplum, temiz siyaset ve kendi irademize dayalı temiz bir gelecek” sloganı doğrultusunda uğraş veren herkesin kapsam alanındadır. Sosyal alanda açtığı ve çare üretilmezse, geri dönüşümün mümkün olamayacağı nice yıkılımlara neden olacağı açıkca görülen tüm bu kaosların nedenlerini önyargısız olarak sorgulayıp saptamak, çözmek için ilk yapılması gerekenlerdendir.

Bu bağlamda, toplumun her bireyinin (vatandaşın), başı sıkışınca şefkat dileyerek kucağına sığındığı Devlet olgusunun bir sistem mekanizması olduğu ve kendisinin de bu mekanizmanın bir parçası olduğu gerçeğinden hareketle; konuyu her iki yönü ile irdelemek, bizleri objektif saptamalara ulaştıracaktır. Acaba Devlet, sistem gereği toplumun hür iradesi ile seçtiği siyasiler tarafından mı yönetilmektedir veya böyle mi olmalıdır? Gerçekte iç içe olan, ancak ortaya koydukları işlevler ile karşıt (Siyasiler – Toplum) olarak algılanan tarafların sorumluluklarını ve şimdiye dek ortaya koyduklarını genel çerçevede incelemek, bunun için en doğru yaklaşım olsa gerek.

Siyasiler:

Yasama ve Yürütme ayağında görevli Siyasilerin 1975’li yıllardan günümüze kadarki icraatları incelendiği zaman, görülecektir ki; bilerek veya bilmeyerek gözden kaçırdıkları çok önemli bir detay vardır. Devlet mekanizmasında, birey olarak vatandaş dahil tüm seçilmiş ve atanmışların görev, yetki ve sorumlulukları, yasa diye adlandırılan yazılı kurallarla belirlenmiştir. Bu detayı göz ardı eden siyasetçiler “ben yaptım oldu” mantığını topluma, “siyasetci yaptıysa,kanundur” algısı ile benimsetir. Son günlerin güncel konusu olan “Emirnameler”i buna çarpıcı bir örnek olarak gösterebiliriz.

  • Emirnameler : “Emirname” 1989 yılında yürürlüğe giren İmar Yasası kapsamında Planlama Makamına (Şehir Planlama Dairesi) verilen ancak, acil durumlarda kısa süreler için kullanılması gerekliliği de yasa ile belirlenen bir planlama enstrümanıdır. Bu enstrüman kullanılırken, süreç içerisinde yasa ile görevlendirilenlerin yetkileri de açık ifadelerle belirtilmektedir. Yasa’nın “Planlamada Yetkili Meslek Dalı” başlığı altındaki 38.(1) maddesi aynen şöyledir; “Bu yasa altında tanımlanan her türlü plan, Yasada öngörüldüğü şekilde, KTMMOB Şehir Plancıları Odasına kayıtlı Şehir Plancılarının gözetim ve denetiminde, Şehir Plancılarının da yer alacağı teknik planlama ekibince hazırlanır.” Bu noktada sorulması gereken en önemli soru “Emirnamelerin hazırlanmasında Yasanın öngördüğü bu kurala uyuldu mu?” olmalıdır. Uyulmuş ise, tüm kesimlerin karşı çıkıp mücadele ettiği en son yayınlanan ve mahkemenin “ara emri” kararı ile yürütmesi durdurulan Girne Beyaz Bölge Emirnamesi’nin sorumlusu siyasi erk değil, Planlama Makamıdır. Yok, uyulmamış ise sorumlu konumuna Siyasetci girmektedir. Siyasetcinin, Yasanın yürürlüğe giriş tarihi olan 1989 yılından beri sorumluluğu olan ve “Emirname” enstrümanının Anayasası sayılan Ülkesel Fiziki Plan’ı henüz bu yıl yayınlamış olması hiç sorgulandı mı? 1989 yılında alınan “iki yıl içerisinde hazırlanır” hükmü maalesef, 28 yıl sonra yerine getirilmiştir. Tüm siyasi partilerin bu dönem içerisinde hem iktidar hem de muhalefet saflarında yer aldığı gerçeğinden hareketle, bu konuda iktidar-muhalefet ayırımı gözetmek de mümkün değildir. Son yayınlanan Girne Emirnamesine yeniden dönersek; siyasi erk Emirnameleri tümü ile kaldıracağı beyanatını veriyor. Böyle bir yetkisinin olmadığı ise Yasanın 32. Maddesi’nde açıklıkla görülmektedir. En ilginç olan ise muhalif olan çoğu kesim ki; muhalefet partilerimiz de buna dahildir, emirnamelerin kalkması ile birlikte ülkede oluşacak çevre yıkımını dile getirmekte ancak, yasal olarak böyle bir girişimin mümkün olamıyacağını net bir şekilde ortaya koymamaktadırlar. Emirnamelerin hazırlanma yetkisinin Şehir Planlama Dairesinde olduğu, Bakanlar Kurulunun ise sadece Resmi Gazetede yayınlatma sorumluluğu olduğu ve Emirnameyi iptal etme yetkisinin olmadığı topluma anlatılmalıdır. Aksi halde siyasetcinin yarattığı “siyasetci yaptı, kanundur” algısı devam eder.
  • Planlama :  Planlama sözünün ilk akla getirdiği, belki de güncelliğini sürekli koruduğu için, fiziki planlardır. Çok daha önemlisi olan ve tüm sektörler arası ilişkiyi düzenleme ve koordinasyon görevi içeren “Sosyal ve Ekonomik Planlama”dan söz eden siyasetci görmek imkansız gibidir. Anayasamızda yer alan “Her türlü sosyal ve ekonomik kalkınma,  plana bağlanır ve yasa ile düzenlenir” hükmünün gereği “Devlet Planlama Örgütü Yasası” olarak yerine getirilmiş olmasına karşın, ilgili yasa sadece yazılı metin olarak durmaktadır. İlgili tüm kamu kurum ve kuruluşlarının, meslek odalarının, sendikaların ve sivil toplum örgütlerinin katılımı ile öngörülen “Sosyal ve Ekonomik Konsey”in oluşumu ile yapılması hükme bağlanan “Beş yıllık Kalkınma Planları”  ve yıllık programlardan haberdar olan var mı acaba? Daha da vahimi; yıllık bütçelerin “Beş yıllık Kalkınma Planları”nın parçası olan “yıllık program”lara göre hazırlanmasını hükme bağlayan DPÖ Yasasını hatırlayan siyasi de yok maalesef. Yürütme erkini emanet ettiğimiz siyasiler, iktidar-muhalefet rollerini “ben yaptım oldu” mantığı çerçevesinde yıllardır sürdürmekte olup, “siyasetçi yaptı, kanundur” algısında seyreyleyen toplumumuzu, açıkca, yasal dayanağı olmayan bütçelerle idare etmektedirler.
  • Koordinesizlik: Son günlerin yine güncel konusu olan Girne sahilinde “sit alanı” olarak listelenmiş bir arazinin Bakanlar Kurulu kararı ile bir kuruma kiralanması, kamuoyunda oluşan tepkiler üzerine “bilmiyorduk, iptal edeceğiz” demeci ile gündemden düşürülmesi de sorgulanması gereken bir olgudur. Öncelikle, sözkonusu yerin 1982 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile askeri bölge olarak ilan edildiği bilgisi devlet arşivlerinde var iken aynı yerle ilgili yeni bir kararın çıkarılması yasal olarak mümkün değilken, böylesi bir işlemi hata olarak kabul etmek mümkün mü? Hata var ise, bürokrasiyi de sorgulama gerekmez mi? Olgular bununla da bitmiyor ve devlet kayıtlarında yine aynı arazi ile ilgili başka bir belge çıkıyor karşımıza; 2012 yılında “kilise ve çevresindeki araziler” tanımlaması ile konu yer Vakıflar İdaresince aynı kuruma kiralanıyor. 2013 yılında İçişleri Bakanlığı eli ile Eski Eserler Dairesine inkişaf maksatlı müracaatta bulunan kurumun istemi, ilgili yerin listelenmiş sit alanı olması nedeni ile reddediliyor. 2016 yılında ise “ayni yer yeniden kiralanarak” konu gündeme geliyor. İlgili yerin  “Goverment Property” yani “devlet mülkü” olduğu da tapu kayıtları ile sabittir. Karara gerekçe olan “Önerge” normal bir devlet sisteminde Bakan talimatı ile alt bürokrasi tarafından hazırlanır ve Bakanlar Kurulunda görüşülmesi öncesi tüm Bakanlıkların da bilgi ve görüşlerine sunulur. Hal böyle ise, bürokraside çalışanların yetersizliği söz konusur.
  • Koordinesizlik ve yasa tanımazlığa çok çarpıcı bir örnek de “Kültürel Miras Teknik Komitesi” restorasyon çalışmaları sürecinde yaşanan ve yaklaşık iki yıldır henüz çözülemeyen “taş ocağı” sorunudur. Mağusa kalesi ve Otello kalesinin restorasyonu için gerekli olan taş malzemenin alımı için öngörülen ve niteliksel olarak tek kaynak olan devlete ait taş ocağı, Kültürel Miras Komitesinin önerisi ve Bakanlar Kurulu kararı ile işletilmesi için Eski Eserler Dairesine tahsis edilir. Kurumun, sadece ihale yolu ile  “hizmet satın alma” yetkisi vardır.  Ancak yetkisi olmamasına rağmen kurum söz konusu taş ocağını,  “kiralama” yöntemi ile kiralamıştır. Konu ile ilgili olarak Bakan, Başbakan, Cumhurbaşkanı, Başbakanlık Denetleme Kurulu ve nice siyasiler bilgilendirilmiş, ancak hiçbir gelişme sağlanamamıştır. Toparlanıyoruz Hareketinin Ombudsman nezdindeki müracaatları neticesinde Ombudsman Raporu yayınlanmış ancak ilgili kurum tarafından gereği henüz yerine getirilmemiştir.

 

Toplum : Toplum dinamizminin olmazsa olmazı olan “siyaset”, yanlış yapıldığı zaman ortaya çıkan tablo hüsrandır. Ülkemizde yaşanan gerçek de budur. Siyaset tanımının yanlış yapıldığı veya yanlış algılandığı oranda, sorunlar yumağı giderek büyüyecektir. Bireyler, siyasetin şekillenmesindeki rollerininin ve temiz siyaset için sorumlu olduklarının bilincine varamadıkları sürece, sorunların çözümü kendi beklentileri doğrultusunda değil, ancak, yürütmeyi emanet ettiği siyasetcinin istemi doğrultusunda gerçekleşir.

Çözümün anahtarı, vatandaşın kendisi olup, sorunları sorup sorgulatma ve çözüm önerileri ortaya koyma gelecek nesillere karşı sorumluluğudur da. Unutmamalıyız ki; ancak, “ben” değil “biz” mantığını ön planda tutmayı misyon edinen toplumlar mutlu olabilirler.

Not: Ülkemiz medyasına da önemli görevler düştüğü, ancak bunu tam olarak yerine getiremediği de bir gerçektir. Toplum ile siyasetçiyi bir araya getirip tartıştırmanın, tek taraflı söylemden daha faydalı olacağının bilincinde olunmalıdır.

Ali Kanlı

Toparlanıyoruz Hareketi Gönüllüsü

Comments

comments

Yazar Hakkında Tüm yazıları gör

Toparlanıyoruz