Toparlanıyoruz

Arşiv - Ekim 2016

Bir “ayna” görevi gören açıklamalar…

1453405_10152834656530816_5467423218605526373_n

Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Serdar Denktaş dün yine bazı açıklamalarda bulundu:

“Aslında üstümüze ta başından beri bol geleceği bilinen ‘İyi idare Yasası’nı kullanmak suretiyle adımlarımızı engelleme girişimlerine devam edilmesi halinde ve hükümetimizin de gerek duyması halinde ‘İyi İdare Yasası’nın da yeniden ele alınması gündeme gelebilecektir.”

“Atmak istediğimiz gelişimi hızlandıracak adımları durdurmak isteyenler, bir taraftan da ülkeyi kaosa sürükleyeceğimiz iddiasında bulunabilmektedir.”

“Mahkemeleri siyasi malzeme olarak kullanmak isteyen ve hükümetin atmak istediği adımları engellemeye çalışan yaklaşımların bu ülkenin gelişmesi, zenginleşmesi yönünde atacağımız adımları engelleyemeyeceğini altını çize çize belirtmek isterim.”

Evet, bu açıklamalar ilk anda “inanılacak gibi değil” dememe sebep olduğundan ve sizin de bu şekilde düşünmüş olmanız ihtimali karşısında, bir kez de kendi gözlerinizle görmeniz için haber linkini aşağıya kopyalıyorum.[1]

Açıklamaların hangisinden başlasam ki derdimi anlatmaya? Belki de İyi İdare Yasası ile ilgili olan fantastik kısımdan başlamalıyım:

Bilindiği üzere, İyi İdare Yasası, idarenin, mevzuatta kendisine “takdir yetkisi” tanınan durumlarda keyfi davranma ihtimalini ortadan kaldırmaya çalışmakta, kişilere bu bağlamda haklar sağlamakta, idareye karar alırken “ölçülülük ilkesi” gereği davranma zorunluluğu getirmekte ve özellikle çevre ve imarla ilgili konularda, karar vermeden önce, ilgili bölgede açık danışma toplantıları düzenleme zorunluluğunu yüklemektedir. Daha da özetlemek gerekirse, yasanın amacı, kamu gücünü elinde bulunduran idareye karşı bireyleri korumaktır. Kısacası Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Serdar Denktaş, bu yasaile ilgili olarak, bu hakların bize fazla geldiğini ifade etmiştir. Bu bağlamda bu tür bir zihniyetin ne derece tehlikeli olduğunu söylemeye bile gerek olmamasına rağmen yine de belirtmekte yarar vardır: Kişilere verilen hakları “fazla” gören bu anlayış, maalesef  “devlet benim” diyen ve eline kamu gücünü aldığı için varlık sebebini unutup kendisinin bizim için değil, bizim kendisi için varolduğumuzu düşünen anlayıştan farksızdır.

“Gelişim” ve “zenginleşme” ile ilgili açıklamalara gelecek olursak, bu açıklamalar bize her anlamda ne kadar geride olduğumuzu ve çevre ile ilgili konularda bir kez daha ne kadar geç kaldığımızı, ancak en acısı da bu “geç kalmışlığın” bu güne değin aslında bilinçli olarak gerçekleştirildiğini göstermektedir.

Bu sözler, kalkınma uğruna benimsendiği söylenen “ne pahasına olursa olsun ekonomik büyüme ve maksimum kar” yaklaşımının, diğer bir deyişle “insan-doğa dengesini” bozan bir yaklaşımın ürünüdür. Dünyada yaşanan çevre felaketleriyle gündeme gelen bu bozulmanın ortaya koyduğu gerçek, hedef olarak benimsenen kalkınmanın gelecekte devam edemeyeceğidir. Daha da önemlisi bu somut gerçek, aslında, yine de geç bir tarih sayılan, 1970’lerin başlarında algılanmaya başlanmıştır. Bu noktada “Sürdürülebilir Kalkınma” kavramı yoğun olarak irdelenmeye başlanmıştır.  Bazı radikal çevrecilerin savundukları “sıfır büyüme” ile bazı diğer çevrelerin “kalkınmacı” yaklaşımı arasında denge kurmaya yönelik “Sürdürüleblir Kalkınma” kavramından hareketle, büyümenin, beraberinde mutlaka kalkınmayı getirdiğinin söylenemeyeceği ve birçok durumda kalkınma sağlanamadığı gibi çevresel bozulmalara da yolaçacağı barizdir.  Aslında, “kalkınma”  büyüme dışında sosyal, kültürel unsurları da kapsayan bir kavramdır.[2]

Bu kısa kavramsal açıklama bize bu adada nasıl yarım yamalak bir anlayışla yaşamımızı idame ettirmeye çalıştığımızı ve aslında bu durumun farkında olmamıza rağmen, varolan yönetim anlayışından ötürü, elimizin kolumuzun bağlı olduğunu her fırsatta hissettiğimizi göstermektedir.

Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı’nın açıklamaları, bize, “gelişim”i, “kalkınma”yı, “zenginleşme”yi, bina yapmaktan, otel yapmaktan, bitki örtüsünü “bina “örtüsü”ne çevirmekten ibaret gördüğünü, sürdürülebilir bir çevrede yaşama hakkından haberdar olmadığını ve/veya kasıtlı olarak haberdar değilmiş gibi davrandığını ve/veya bunu hiç önemsemediğini göstermektedir.

Aynı şekilde “kamu yararı” kavramının, salt, “yeni büyük yatırım projelerinin gerçekleştirilmesi, mevcutların büyük oranda yenilenmesi, geliştirilmesi veya tamamlanması suretiyle, üretimin, istihdamın, hizmetlerin ve dolayısıyla milli hasıla ve gelirlerin artırılarak ülkenin yaşam düzeyinin yükseltilmesi” olarak uygulanmakta olduğu, ” doğal yapının muhafazası ve çevre kirliliğinin önlenmesi ile ekolojik dengenin korunması” kavramlarının görmezden gelindiğinin de aşikar olduğu söylenmelidir.

Normal şartlarda, böyle bir anlayış karşısında, orta zekalı makul bir insan olarak benim beklentim, her ne kadar geri dönüşü imkansız zararlar ortaya çıkmış olsa da en azından bir farkındalık belirtisi olarak, bu açıklamalar yerine, en basit ve sıkça kullanılan tabirle “geleceğimiz çalındığı” için özür dilenmesidir. Biliyorum, bu isteklerle gittikçe komik olmaya başladım. Ancak söylenecek birşey kalmadığında insan böyle gerçekliten uzak düşünce ve temenniler içerisinde girebiliyor…

Yapabileceğimiz birşey kaldı mı ve/veya var mı bilemiyorum, ancak en azından belirtmek gerekir ki, geç kalmış olsak da, çevreyi tüketilecek bir varlık olarak görmekten vazgeçip, İyi İdare Yasası’nın bize sağladığı diğer haklar yanında, özellikle çevre ile ilgili sağladığı “katılım” hakkına daha da sahip çıkmalıyız. Hayatın akışı içerisinde her konunun ayrı bir önemi olduğu bir gerçek olmakla birlikte, bir gün kafamızı kaldırdığımızda, bir adada yaşıyor olmamıza rağmen artık bir “ada”da olmadığımızı fark etmeden önce çevre konusunu diğer konulardan ayrı ve en üzeride bir yerde tutmak zorundayız. Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı’na çok kızmış olsam da, her geçen gün yaptığı açıklamaları ile, içerisinde bulunduğumuz durumla ilgili olarak bir “ayna” görevi gördüğü için ayrıca kendisine teşekkür de ederim!

[1] http://www.kibrispostasi.com/print.php?news=202990

[2] Bkz. Nükhet Turgut, ‘Sürdürülebilir Kalkınmanın Sağlanmasında Katılımın Rolü’ (http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/42/480/5599.pdf adresinden erişilebilir)

Toparlanıyoruz: “Sivil Savunma Teşkilatı Başkanlığı’na Yapılan Atama Mahkemelik”

EmptyPost

Toparlanıyoruz Hareketi, Sivil Savunma Teşkilatı’na geçtiğimiz Temmuz ayında yapılan yeni başkan atamasının hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle bugün Yüksek İdare Mahkemesi’nde dava açmıştır.

Bu adımı, hukukun üstünlüğü ilkesi konusundaki bilinen hassasiyetimizin ötesinde, temel taleplerimizden biri olan ‘halkın iradesine dayalı bir gelecek’ doğrultusundaki çalışmalarımız kapsamında attık.

Bu ülkedeki belirli bazı devlet kurumlarının doğrudan ‘dışarıdan’ – daha spesifik olmak gerekirse, ‘Türkiye tarafından’ – yönetiliyor olduğu, çeşitli toplum kesimleri, siyasi parti ve örgütler, ve vatandaşlar tarafından bir rahatsızlık ve itiraz konusu olarak zaman zaman dile getirilmektedir. Kuşkusuz, bu itirazın temelinde demokrasi, sivilleşme ve hukukun üstünlüğü ilkelerine uygun bir siyasi sistem ideali ve amacı yatmaktadır. Bu ilkelerin KKTC’de kök salması, Toparlanıyoruz Hareketi’nin başta gelen amaçlarından biridir.

‘Dışarıdan’ yönetilmeye itirazda en sık telaffuz edilen örnekler, KKTC Merkez Bankası Başkanı, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı ve Sivil Savunma Teşkilatı Başkanı atamalarının, halihazırda KKTC hükümeti  tarafından yapılmıyor olmasıdır. Eylül 2013 – Temmuz 2015  dönemine ait CTP-BG—DP-UG Hükümet Programı’nın içerisindeki bazı hedefler, dolaylı da olsa, aslında bu durumun resmi ifadesi olarak görülebilir. Bu hedefler, bahsi geçen üç kuruma yapılan atama usullerinde  yapılacak değişliklerle ilgilidir.

Toparlanıyoruz Hareketi olarak, bu kapsamda yaptığımız  mevzuat araştırması neticesinde ise şunu tespit etmiş bulunuyoruz: KKTC’de yürürlükte bulunan ilgili mevzuatta, gerek KKTC Merkez Bankası Başkanı’nın, gerek Sivil Savunma Teşkilatı Başkanı’nın, gerekse Güvenlik Kuvvetleri Komutanı’nın, KKTC yetkilileri tarafından atanması hususunda engelleyici herhangi bir husus bulunmamaktadır. Özellikle KKTC Merkez Bankası Başkanı ile Sivil Savunma Teşkilatı Başkanı’nın atanması konusunda atama yetkisinin KKTC hükümeti ile cumhurbaşkanının uhdesinde olduğu yasalarla düzenlenmiştir.

Ancak, bugüne kadar süregelen uygulamada bu kapsamdaki atamaların hiçbir dönemde KKTC yetkilileri tarafından yapılmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim, bugün açtığımız davanın konusunu oluşturan Sivil Savunma Teşkilatı başkanının atamasında da, mevzuata göre yetki, üçlü kararname yöntemiyle cumhurbaşkanı, başbakan ve ilgili bakandadır; ama resmi gazete arşivi tarandığında böyle herhangi bir üçlü kararnameye rastlamak mümkün değildir. Yani bu göreve bugüne dek yapılan hiçbir atamada Sivil Savunma Yasası’na uyulmamıştır. Ayrıca, bu göreve atamalarda uygulanmakta olan usul veya hükümlerin ne olduğu da belirsizdir. Bu durumun, hukukun üstünlüğü ile demokratik yönetim ve/veya yönetişim ilkelerine aykırı olduğu apaçıktır.

Burada elbette sorulması gereken birtakım sorular vardır: KKTC yetkilileri ilgili mevzuat hükümlerini bugüne kadar neden uygulamamıştır? Sivil Savunma Teşkilatı Başkanı’nın atanması, Sivil Savunma Yasası’nda belirtildiği gibi üçlü kararname yöntemiyle atanmıyorsa, cumhurbaşkanı, başbakan ve ilgili bakan atama yapmak için imza yetkilerini kullanmıyorsa, o zaman söz konusu atama hangi kurallara göre yapılmaktadır?

Geçmişte başbakan ve cumhurbaşkanı olarak görev yapmış kişilerin de dahil olduğu bazı siyasi şahsiyetlere bu soruları yönelttiğimizde durumu aydınlatıcı herhangi bir cevap alamadık. Bunun nedeni, bu kişilerin bilgi vermekten kaçınması değil, bilgiye sahip olmamalarydı. Bu bilgi eksikliği, KKTC yetkililerinin yönetim anlayışındaki ve siyasi iradeyi kullanmaktaki zafiyetinin bir göstergesi değilse, peki nedir?

Nisan 2015’te konu hakkında bilgi almak için dönemin başbakanı nezdinde resmi girişimlerde de bulunduk. Bilgi Edinme Hakkı Yasası’na dayanarak yaptığımız bilgi edinme başvurusunda (bakınız:http://toparlaniyoruz.org/2015/03/03/hukumet-kendi-irademize-dayali-bir-gelecek-istiyor-mu/), başka konular yanında, ‘Sivil Savunma Teşkilatı Başkanı’nın atanmasına ilişkin mevzuat ve/veya uygulama nedir?’ diye sorduk. Başvurumuza yanıt gelmeyince, Bilgi Edinme ve Değerlendirme Kurulu’na başbakanlık hakkında şikayette bulunduk ve başbakanlıktan cevap ancak bundan sonra geldi. Burada, Sivil Savunma Teşkilatı Başkanı’nın atanması ile ilgili olarak verilen cevap şuydu: “Sivil Savunma Teşkilatı Başkanı, KKTC Anayasası’nda yer alan Geçici 10. Madde’ye göre atanmaktadır”

Ancak Toparlanıyoruz Hareketi olarak biz, Anayasa’nın geçici 10. Maddesi’ni, Sivil Savunma Teşkilatı Başkanı’nın nasıl atanacağıyla ilgili bir hukuksal zemin olarak yorumlamanın mümkün olmadığını düşünüyoruz. Ayrıca, üzerine ısrarla basarak söylemek isteriz ki, Anayasa’nın söz konusu bu ‘geçici’ maddesinin, Kuzey Kıbrıs’ta halk iradesinin devre dışı kalması sonucunu doğuran ve görünüşe göre kaynağı muğlak olan bazı uygulamaların gerekçesi olarak gösterilmesine hem ilkesel olarak hem de hukuksal açıdan karşıyız.

Hukukun üstünlüğüne, şeffaflığa, demokrasiye ve sivilleşmeye dayalı bir yönetim ve siyaset anlayışı talep eden herkesin, bu ilkeleri değersizleştiren, erozyona uğratan veya sulandıran tüm uygulamaların sorgulanmasından yana olması gerektiğini düşünüyoruz. Öte yandan, ‘iyi yönetim/yönetişim’ için, öncelikle yöneticilerin (ve yönetmeye aday olanların) yasaların kendilerine verdiği görev ve yetkilerin bilincinde olması gerektiğini, bu görev ve yetkilere onları kullanmak suretiyle sahip çıkmaları gerektiğini düşünüyoruz. Aksi takdirde, bugün içinde bulunduğumuz durumda olduğu gibi, bu ülkede daha yıllarca şeffaflık, demokrasi, sivilleşme ve hukukun üstünlüğü gibi kavramlar kullanarak ‘ilericilik’ yapmaya, ‘statüko’ karşıtı olmaya, rejimi protesto devam ederiz ama sonra hükümet olduğumuzda somut hiç bir adım atmayız ve tüm itirazlar sadece lafta kalır.

Toparlanıyoruz Hareketi olarak bu ‘iyi yönetim ve yönetişim’ ilkelerini savunmak için çaba göstermeye, bunlara aykırı olduğunu düşündüğümüz uygulamaların sorgulanmasına somut adımlarla katkıda bulunmaya devam edeceğiz. KKTC Sivil Savunma Teşkilatı Başkanlığı’na yapılan atamayı, usul olarak hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye aykırı ve halkın iradesini dışlayıcı olduğu gerekçeleriyle Yüksek İdare Mahkemesi’nin denetimine götürmek için bugün açtığımız dava bu çerçevede attığımız bir adımdır.

Toparlanıyoruz Hareketi

(Temiz Toplum Derneği)