Toparlanıyoruz

Arşiv - Mart 2016

Trafik Güvenliği ve Atılması Gereken Adımlar

12899664_10153459692955737_1425484396_n

Trafik insanoğlunun sürekli olarak etkileşimde bulunduğu yegane alanlardan biridir. İnsanoğlunun alışık olmadığı ve sonradan kazandığı yeteneklerini kullandığı, farklı yapıda insanların buluşmalarının sonucunda oluşan bu sistemde bazı sorunların olması pek tabii normaldir.

Trafik sisteminin gelişimi aslında yüzyıllar içerisinde oluşmuştur. Bu sistemde arabaların yaya, bisiklet, tren vs. gibi diğer ulaşım yöntemlerine göre öncelikli olarak düşünülmesi 1950’li yıllara dayanır. Bu yıllardan sonra özellikle hızlı ulaşım için bir çok farklı yol şehirlerarası ulaşımı kolaylaştırmak için yapılmıştır. Bu yollar yapılırken birincil amaç ve hedef hızlı ulaşımdı. “Güvenlik” ise ilk aşamada kesinlikle ön planda değildi.

Yıllar içerisinde çeşitli devletler yollarda bir çok insanın canını kaybettiğini görüp önlemlerin alınması gerektiği kanaatine vardılar. Teorik olarak çarpışmaların azalması ve trafik çarpışmalarından dolayı ölen ve ciddi şekilde yaralanan insan sayısının azalması için bazı risk faktörlerinin azaltılmasına yönelik yöntemler önerildi ve çalışmalara devam edildi. Alınacak önlemlerde özellikle insan faktörleri ve yol tasarımları ön planda tutulmaya çalışıldı. Davranışsal değişimler üzerinde odaklanılmaya çalışılsa da ne yazık ki istenilen sonuçlar alınamadı. Örneğin yanlış yapılmış olan bir kavşakta insanların hızını düşürmek (tümsek ya da hız kamerası kullanılarak) riski ve carpışmaları azaltan bir yöntemdir fakat bu yöntem kavşaktaki tasarım sonucunda oluşan riski tam anlamıyla ortadan kaldırmayacaktır.

Bu girişimlerden sonra trafik uzmanları trafikteki çözümlerin bütünsel olarak düşünülmesi gerektiğini kavradı. Buna göre bütün faktörlerin birbiriyle bağlantılı olduğu ve ancak sistem teorisi tabanlı bir bakış açısının kullanılmasının çözümler için yeterli olabileceğini görüldü. Bu yaklaşımda trafikte Julien H. Harvey’nin 1923 yıllında ortaya koyduğu trafik güvenliği için 3 E’s, Education(Eğitim), Enforncement (Denetim) & Engineering (Mühendislik), trafik konusunda başarılı sonuçlar almış devletler tarafından bir başlangıç noktası olarak kabul edilmektedir.

İsveç devleti 1997 yıllında bu önlemlerin yeterli olmadığını düşünerek yeni bir vizyon ortaya koydu. Bu vizyon ‘Vision Zero’ olarak tanıtıldı. Vision Zero ölüme veya ciddi bir yaralanmaya sebep olacak hiçbir trafik çarpışmasının kabul edilemez olduğunu belirtti. Yani bir çok ülkede hala daha süregelen bakış açısı, yani muhakkak bir sürücünün hatalı olduğu bakış açısı yerine, esas sorumluluğun sistemi yapanlarda olduğunu ve sistemi kuranların sistemin güven seviyesinden sorumlu olduğunu benimseyen bir vizyon ortaya konuldu.

Yol kullanıcılarının sorumluluğu; (1) sistemi yapanların kurallarını takip etmek olduğunu ve (2) yol kullanıcılarının bu kurallara uymaması halinde bile, sistemi yönetenler karşı önlemler alarak sistemi bu kural ihlallerini kaldırabilecek şekilde düzenlemeleri gerektiği üzerinde duruldu. Sistemi düzenleyenler için bazı etik kurallar yol göstericisi olarak kullanıldı. Bunlardan en önemlileri “Bir toplumun yaşam ve sağlık koşulları her zaman ön planda olmalıdır ve başka çıkarlar ile takas edilemez” ve “Herhangi biri öldüğü ya da ciddi bir yaralanma geçirdiği zaman yetkililer bunu engellemek için gerekli adımları atmak zorundadır”. Yani sistem yöneticileri sistemi kurarken insan hayatını ve sağlığını korumakla yükümlüdür, aynı zamanda sistemi kullanan yol kullanıcıları da sistemin düzgün çalışabilmesi için kurallara sadık bir şekilde hareket etmek zorundadır. Trafik sisteminin düzgün çalışabilmesi için her birimizin (yaya, bisiklet kullanıcısı, motosiklet kullanıcısı ve araç sürücüleri) üzerinde bir yükümlülük bulunmaktadır.

KKTC devletinde trafik ile ilgili bütün yetki 2013 yıllından itibaren Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı’nda toplandı. Bakanlık son 2 yıl içerisinde bazı işlere imza attı fakat bir vizyon değişikliğine gidilmediği sürece sistemde gereken önlemlerin alınması ve düzenlemelerin yapılması mümkün değildir. Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığının altında Trafik dairesi resmi olarak kuruldu. Trafik dairesi somut bir adım atarak kısa, orta ve uzun vadeli bir plan hazırlamak ve hazırlanan bu planı halk ile paylaşmak zorundadır. Bakanlık amacının herhangi bir ölüme ya da ciddi yaralanmaya sebep vermeyecek bir sistem kurmak olduğunu beyan edip, bu amaç için nasıl önlemleri alacağını, sistemde ne gibi değişiklikler yapacağını ve hangi zaman dilimlerinde bunların yapılacağını belirtmelidir. Daha önce yapılan yanlışlardan ders alınmalıdır ve herhangi bir adım atılırken “Vision Zero” benimsenerek günü kurtarıcı cözümler yerine uzun vadede hedeflenen sistemin oluşturulması için cözümler üretilmelidir. Bu sistemi oluşturmak için bilimsel veriye dayanan sağlam temel taşları oluşturulmalıdır.

Yöneticiler, ancak bu adımları attıkları zaman bizlere, yollardaki canlara, değer verdiklerini kanıtlayabileceklerdir. Aksi halde söyledikleri süslü sözlerin ötesine geçemeyecektir. Halk olarak bizim görevimiz ise, istediğimiz sistemin oluşturulması için konuyu sürekli olarak yöneticilerin gündeminde tutmak, onları gerekli adımlara atmaya yönelik cesaretlendirmek ve gerektiğinde harekete geçmeleri için onlara yol göstermek olduğunu düşünüyorum.

Deniz Atalar
(Toparlanıyoruz Gönüllüsü)

Açıklama 1: Yol kullanıcısı terimi sürücü, bisiklet kullanıcısı, motosiklet kullanıcıları ve yayaları içermektedir. Trafik sistemi içerisinde etkileşimde bulunan bütün kullanıcı gruplarına uygun bir sistemin tasarlanması gerektiği için yol kullanıcıları terimi kullanmak diğer terimleri tamamlayan bir terimdir.

Açıklama 2: Trafik kazaları terimi yerine trafik çarpışması teriminin kullanım sebebi, Trafik kazası teriminin trafikte oluşan çarpışmaların önlenemez rastgele olaylar olarak nitelenmesine neden olmasından dolayıdır.

Kaynakça
1. Tingvall Claes, Haworth Narelle 1999. “Vision Zero: An Ethical Approach to Safety and Mobility.” 6th ITE International Conference on Road Safety and Traffic Enforcement: Beyond 2000, Melbourne, Australia, September 6–7, 1999.http://www.monash.edu/mu…/research/reports/papers/visionzero

2. Groeger John A. 2011. “Chapter 1 – How Many E’s in Road Safety?.“In Handbook of Traffic Psychology, edited by Bryan E. Porter, Academic Press, San Diego, Pages 3-12, ISBN 9780123819840,http://dx.doi.org/10.1016/B978-0-12-381984-0.10001-3.

Bir Haberin Düşündürdükleri: Mangal Partisi!

11720578_10153450901398616_2017502457_n

Dün basında çıkan bir haberden Meclis Genel Kurulu’nun yeterli milletvekilinin hazır olmaması nedeniyle  nisabı oluşturamadığını ve birleşimin yapılabilmesi için 15 dakika ertelendiğini öğrendik.

Milletvekilleri neden yoktu? Henüz geçtiğimiz hafta Su Andlaşması’nın imzalanması için hükümete baskı yapan milletvekilleri neden Meclis oturumlarına katılmıyor? Hükümet milletvekilleri neden Meclis toplantılarına yeterince katılım göstermiyor? Meclis’in Perşembe günleri “denetim” amaçlı toplanmasından olabilir mi? Milletvekillerimiz hükümetin denetlenmesinin önemsiz birşey mi olduğunu düşünüyorlar?

Su konusunda bir uluslararası andlaşma problemi varken; ödenemeyeceği söylenen maaşlar, tehdit unsuru haline getirilen bir ekonomik paket, sağlığa zararlı yakıt alımı; dövülen, tecavüz edilen ve öldürülen kadınlarımız, trafiğe kurban verdiğimiz çocuklarımız, gençlerimiz, tehdit oluşturan radyasyon cihazımız, yolsuzluklar, okullarımızda sıcak su torbası ile derse giren gençlerimiz, hastanelerimizde sorunlar, çevre sorunlarımız devam ederken…

2016 Bütçesinde bütçe açığı “699 Milyon 452 Bin Türk Lirası” iken; bütçe içerisinde birçok sorgulanması gereken kalemler varken… Siz milletvekillerimiz, hiç rahatsızlık duymuyor musunuz? Bu hali ile 2016 bütçesini nasıl imzaladınız! Hiç incelemediniz mi?

Sizi, 8 bin-10 bin tl maaş alın, koruma ve ücretsiz benzinli araçlarla gezin, dokunulmazlığınız olsun, ömür boyu milletvekili emekli maaşı alın diye değil! “SORUMLULUK” alın diye seçtik. Etki alanınız, yetki alanınızdan fazla olsun diye seçtik!

Cumhurbaşkanımız toplumsal sorunlara neden müdahele etmiyor. Bakanlar Kurulu’nu toplayıp toplumsal konuları neden gündem haline getirmiyor?

Cumhuriyet Meclisi’nin internet sitesinde, neden en son 09/11/2015 deki meclis tutanakları var? 2016 bütçesinden; “20 milyon 963 bin 500 tl” alacak olan Cumhuriyet Meclisi, tutanakları internet sitesine yükleyecek para ve personele sahip değil mi? Ya da tasarım hizmeti aldığı DAÜ Bilgi İşlem Merkezi’nin desteği ile bu sorunu neden çözemiyor?

Mevcut hükümet, kendini “Reform Hükümeti” olarak adlandırdığına göre! Meclis’e gitmeden toplumsal sorunları nasıl aşmayı düşünüyor?

Meclis,

kanun yapmadan, değiştirmeden, kaldırmadan sorunlar nasıl düzelecek?

Hükümeti ve Bakanları denetlemeden şeffaf bir devlet nasıl olacağız?

Bütçe ve kesin hesap kanun tasarılarını görüşmeden mali durumumuz nasıl düzene girecek?

Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan görev ve yetkiler milletvekilleri tarafından yerine getirilmezse ortada bir devlet, bir hükümet var diyebilir miyiz?

Sorumluluklarını yerine getirmeyen Bakanlar ve Meclis oturumuna katılmayan Hükümet milletvekilleri varken bir hükümetin adı Reform Hükümeti olabilir mi?

Bunun ayıbı yok, açık açık söyleyin eğer Meclis’te toparlanamıyorsanız gelin Mangal Partisi’nde toparlanalım!!

Tevfik Aytekin

(Toparlanıyoruz Gönüllüsü)

Devlet İhale Tüzüğü Suistimale Açık! Gecikmeksizin Değiştirilmelidir.

EmptyPost

Toparlanıyoruz Hareketi olarak kamu kaynaklarının adil, hesap verebilir ve şeffaf bir şekilde kullanılması için kurulduğumuz günden bu yana çalışmalarda bulunmaktayız. Çok rahatlıkla söyleyebiliriz ki ülke yönetiminde hissedilen en önemli eksikliklerden biri hukukun üstünlüğü ilkesinin yönetime gelen siyasi partiler tarafından bir türlü benimsenememesidir. Siyasi partiler halktan aldıkları oyla yönetime geldikten sonra kendilerine verilen temsil yetkisini bir sorumluluk meselesi olarak değil hoyratça kullanılabilecek bir güç vasıtası olarak görmektedirler.

Bu durumu en güzel şekilde ortaya koyabilecek örneklerden biri Devlet İhale Tüzüğü’nün suistimale açık olmasına rağmen yönetime gelen siyasi partiler tarafından bir türlü değiştirilmemesi ve doğru düzgün bir Kamu İhale Yasası hazırlanmamasıdır.

Devlet İhale Tüzüğü’nün 3. maddesinin 2. fıkrası suistimale açıklık oluşturan bir maddedir. Sözkonusu madde şöyledir:

“Bakanlar Kurulu, özelliği olan ihaleleri bu Tüzük kapsamı dışında bırakabilir. Ancak, bu Tüzük kapsamı dışında bırakılacak ihalelerle ilgili koşullar belirlenir.”

Bu maddedeki en büyük sorun “özelliği olan ihaleler” kavramının tüzük içerisinde tanımlanmamış olmasıdır. Bu tanımlamanın yapılmamış olması hükümete gelen siyasi partilerin kendi keyiflerine göre “özelliği olan ihaleler”i belirlemesine neden olmaktadır. Böylece hükümetler bazı hizmet alımlarını herhangi bir ihaleye tabi tutmaksızın çeşitli kişi veya şirketlerden yapmaktadır.

CTP BG – DP UG Hükümet döneminde yaptığımız bir bilgi edinme başvurusunda “özelliği olan ihaleler ne demektir?” diye sormuştuk. Verilen yanıt şuydu:

  1. Aciliyet içeren, kısa sürede tamamlanması gerekli olup ihale süreci için beklenemeyecek işler
  2. Daha önce alınan bir marka veya firma’ya ait makine, araç-gereçle ilgili yedek parça ve bakım işleri
  3. Yapılacak işin rekabet ortamının oluşturulamayacağı, özel bir bilgi ve birikim gerektiren işler
  4. Gizlilik içeren askeri malzeme ve muharebe malzemesine ilişkin ihaleler
  5. Aciliyeti olan sağlık malzemesi, ilaç ve tıbbi malzeme

Bu kriterler ilk bakışta makul görünmektedir. Fakat bu kriterler bir hükümetin kendince belirlediği kriterlerdir. Yani bir başka hükümet görevde olduğunda bu kriterleri keyfine göre değiştirebilecektir. Oysa bir hukuk devletinde kurallar yönetenlerin keyfine bırakılamaz.

Yaptığımız çalışma neticesinde 2014 yılında Devlet İhale Tüzüğü’nün 3. maddesinin 2. fıkrasına dayanılarak 25,35 Milyon Türk Lirası ve 349,918 Euro; 2015 yılında ise 46.81 milyon Türk Lirası, 691,000 Euro ve 292,500 Sterlin tutarında ihalesiz bir şekilde harcamalar yapıldığını tespit ettik. Bu harcamaların hepsinin yukarıda değindiğimiz 5 adet kritere uyup uymadığı tartışmalıdır. Bir hukuk devletinde hükümetin hesap verebilirlik ve şeffaflık ilkeleri açısından tartışmalı işlemleri olması kabul edilemezdir.

Hükümet ortakları olan CTP BG ve UBP’ye çağrı yapıyoruz: Devlet İhale Tüzüğü’nün suistimale açık olan ve belirsizlik içeren üçüncü maddesinin ikinci fıkrasını derhal değiştirin ve Kamu İhale Yasa Tasarı’sını geciktirmeksizin Meclis Genel Kurulu’nun huzuruna getirin. Artık kendi zümresinin çıkarını gözeten, denetlenmeye kapalı yönetim anlayışının değişmesinde rol oynayın ve insan odaklı, adil, hesap verebilir ve şeffaf bir yönetimin yerleşmesi için çaba gösterin.

Tüm listeye buradan ulaşabilirsiniz.