Toparlanıyoruz

Koordinasyon Ofisi Anlaşması, Hukuk Devleti ve Sivil Toplumun Rolü

serkan

KKTC Hükümeti ile TC Hükümeti 12 Mart 2014 tarihinde karşılıklı bir anlaşma imzalamıştır. Bu anlaşma “Türkiye Hükümeti ile KKTC Hükümeti arasında Gençlik ve Spor Bakanlığı Yurtdışı Koordinasyon Ofisi’nin Kurulması ve Faaliyetlerine İlişkin Anlaşma” (Koordinasyon Ofisi Anlaşması) olarak anılmaktadır.

Koordinasyon Ofisi Anlaşması, ülkemizde geniş bir kesim tarafından tepkiyle karşılanmış bir uluslararası anlaşmadır. Bu anlaşmanın tepkiyle karşılanmasının başlıca nedenleri olarak, anlaşmanın hangi ihtiyaca karşılık olarak imzalandığının anlaşılamaması, kurulması öngörülen Koordinasyon Ofisi’ne KKTC Hükümeti’nin kendisinin yürütmekle yükümlü olduğu görevlerin verilmesi, bu ofisin devlet içinde gençlik, kültür ve spor alanında çalışacak “paralel yapılar” oluşturacağı düşüncesi ve nihayet Bakanlar Kurulu’nun, Meclis’in onayını almadan Anayasa’ya aykırı bir şekilde, sözkonusu anlaşmayı yürürlüğe koyma girişimi sayılabilir.[1]

Koordinasyon Ofisi Anlaşması’nın, tartışılması gereken siyasal ve sosyal boyutları yanında, Hükümet tarafından Anayasa’ya aykırı bir şekilde yürürlüğe konulma girişimlerinden ötürü ayrıca hukuksal olarak değerlendirilmesi gereken bir yönü de vardır. Bu makalede Koordinasyon Ofisi Anlaşması’nın KKTC iç hukukuna dahil edilmesi için KKTC Hükümeti tarafından yapılan hukuki işlemler ve bu işlemler hakkında yargısal denetimin nasıl sağlanabileceği hakkındaki hukuki görüşler tartışılmıştır.

Uluslararası Anlaşmaların KKTC iç hukukunun parçası haline gelmesinin yöntemi nedir?

KKTC Anayasası 90. maddesi bir uluslararası anlaşmanın nasıl yürürlüğe girebileceğini düzenlemektedir. Bu maddeye göre bir uluslararası anlaşmanın yürürlüğe konulabilmesi için iki yöntem vardır.

Birinci yönteme göre, bir uluslararası anlaşmanın yürürlüğe girebilmesi için Meclis’in söz konusu anlaşmayı onaylayarak uygun bulması gerekmektedir. Meclis’in bunu yapabilmesi için söz konusu uluslararası anlaşmaya dair bir “uygun bulma yasası” geçirmesi gerekmektedir.

İkinci yöntem ise birtakım koşulların varlığına bağlanmıştır. Bu yöntemde bir uluslararası anlaşma,

  1. a) ekonomik, ticari veya teknik ilişkileri düzenleyen,
  2. b) süresi bir yılı geçmeyen,
  3. c) devlet maliyesi bakımından yüklenme getirmeyen,
  4. d) Kişi hallerine ve yurttaşların yabancı memleketlerdeki mülkiyet haklarına dokunmayan bir uluslararası anlaşma olması halinde Meclis onayına sunulmaksızın sadece Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girebilecektir. Böyle anlaşmalar yayımlandıktan sonra bir ay içerisinde Meclis’in bilgisine sunulur.

Koordinasyon Ofisi Anlaşması Yürürlüğe Girmesi İçin Nasıl Bir Girişim Yapılmıştır?

18 Haziran 2014 tarihinde Bakanlar Kurulu, Koordinasyon Ofisi Anlaşması’nı onaylamış ve  Anlaşma’nın Resmi Gazete’de yayımlanmasına ve Cumhuriyet Meclisi’nin bilgisine sunulmasına karar vermiştir. 19 Haziran 2014 tarihinde “Koordinasyon Ofisi Anlaşması” Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

Görüleceği üzere Bakanlar Kurulu, Koordinasyon Ofisi Anlaşması’nı Cumhuriyet Meclisi’nin onayına sunmak yerine “Koordinasyon Ofisi Anlaşması”nı kendisi “onaylayarak” Cumhuriyet Meclisi’nin onayına değil bilgisinesunma kararı almıştır.

Oysa Koordinasyon Ofisi Anlaşması’nın içeriğine bakıldığında, bu anlaşmanın hukuka uygun olarak yürürlüğe girebilmesi için Cumhuriyet Meclisi tarafından geçirilecek bir uygun bulma yasası ile onaylanması gerektiği açıkça ortay çıkmaktadır. Zira Koordinasyon Ofisi Anlaşması’nın süresi beş yıldır. Buna ilaveten, söz konusu anlaşma ekonomik, ticari veya teknik ilişkileri düzenleyen bir anlaşma da değildir. Dolayısıyla, Bakanlar Kurulu’nun Koordinasyon Ofisi Anlaşması’nı Meclis onayına sunmadan yürürlüğe koyma yönünde aldığı karar Anayasa’ya aykırıdır.

Bakanlar Kurulu’nun Koordinasyon Ofisi Anlaşması’nı Yürürlüğe Koyma Girişiminin Hukuka Aykırı Olduğu Yönünde Yapılan Eleştiriler ve Bakanlar Kurulu’nun Manevrası:

18 Haziran 2014 tarihli Bakanlar Kurulu kararı gereğince Meclis’in onayına değil de bilgisine getirilen Koordinasyon Ofisi Anlaşması ile ilgili olarak Meclis içerisinde bazı muhalif sesler yükselmiştir. TDP milletvekili Zeki Çeler ile CTP milletvekilleri Tufan Erhürman ve Ferdi S. Soyer, Bakanlar Kurulu tarafından Koordinasyon Ofisi Anlaşması’nın yürürlüğe girmesi için izlenen yolun Anayasa’ya aykırı olduğunu söylemişlerdir. Bunun üzerine Başbakan Yorgancıoğlu protokolü Meclis gündeminden geri aldıklarını ve gerekli değerlendirmeleri yapacaklarını beyan etmiştir.[2] Başbakan ve Bakanlar Kurulu tarafından nasıl bir değerlendirme yapıldığına ilişkin ortada herhangi bir bilgi yoktur.

Öte yandan Bakanlar Kurulu söz konusu anlaşmayla ilgili olarak bir süre önce yeni bir adım attı ve 7 Ocak 2015 tarihinde aldığı bir kararla, Koordinasyon Ofisi Anlaşması’nın “tarafların oluru ile bir yıl süre ile uygulanmasına” ve söz konusu anlaşmayı onaylayan 18 Haziran 2014 tarihli Bakanlar Kurulu kararının “bu yönde tadil edilmesine karar verdi”.[3]

Daha önce belirtildiği gibi, Bakanlar Kurulu’nun 18 Haziran 2014 tarihinde Koordinasyon Ofisi Anlaşması’nı Meclis’in onayına sunmaksızın yürürlüğe koyma yönünde aldığı karar hukuka aykırı bir karardır. Dolayısıyla, benim değerlendirmeme göre, Bakanlar Kurulu’nun  Koordinasyon Ofisi Anlaşması ile ilgili 7 Ocak 2015 tarihli “bir yıl süre ile uygulama” kararı, söz konusu anlaşmayı hukuka uygun bir şekilde yürürlüğe konulmuş gibi göstermek için yapılmış bir manevradan başka bir şey değildir.

Bakanlar Kurulu’nun Manevrası, Koordinasyon Ofisi Anlaşması’nın Yürürlüğe Giriş Usulüyle İlgili Hukuka Aykırılığı Ortadan Kaldırır mı?

Kaldırmaz. Neden?

Dikkat edilecek olursa Bakanlar Kurulu’nun Koordinasyon Ofisi Anlaşması ile ilgili olarak aldığı 7 Ocak 2015 tarihli ikinci karar, aynı Anlaşma’yı yürürlüğe koymak için alınmış olan 18 Haziran 2014 tarihli birinci Bakanlar Kurulu kararını tadil etmektedir.

Hatırlanacağı üzere Bakanlar Kurulu 18 Haziran 2014 tarihinde aldığı karar ile Koordinasyon Ofisi Anlaşması’nı Meclis onayına sunmadan yayımlamıştı. Halbuki, içeriğinin ekonomik, teknik ve ticari konuları düzenlemekle alakalı olmamasından ve ayrıca 5 yıllık bir süreyi kapsıyor olmasından ötürü, Bakanlar Kurulu söz konusu anlaşmayı Meclis’in onayından geçirmek zorundaydı.

Bakanlar Kurulu 18 Haziran 2014 tarihli kararıyla Anayasa’daki bu yöntemi devre dışı bırakmıştır. Yani Anayasa’yı ihlal eden bir yöntem izlemiştir. Dolayısıyla Bakanlar Kurulu’nun 18 Haziran 2014 tarihinde aldığı karar Anayasa’yı ihlal etmesi nedeniyle hukuka aykırıdır.

Bakanlar Kurulu’nun 7 Ocak 2015 tarihli kararı ise süresi aslında 5 yıl olan Koordinasyon Ofisi Anlaşması’nın bir yıl uygulanacağını düzenlemiştir. Kanımca Bakanlar Kurulu böyle yaparak bir Koordinasyon Ofisi Anlaşması’nın hukuka uygun bir şekilde yürürlüğe girdiği izlenimini yaratmaya çalışmıştır. Çünkü, daha önce de bahsedildiği gibi, süresi bir yılı aşmayan, ve ayrıca ekonomik, teknik ve ticari konuları düzenleyen, bir uluslararası anlaşmanın yürürlüğe girişi için Meclis onayına gerek yoktur. Fakat Koordinasyon Ofisi Anlaşması’nın süresi bir yıl olmadığı gibi ekonomik, teknik ve ticari konuları da düzenleyen bir uluslararası anlaşma değildir.

Bakanlar Kurulu, anlaşmanın uygulanmasını bir yıl ile sınırlayarak, daha önce Meclis iradesini devre dışı bırakan kararıyla oluşan Anayasa’ya aykırılık durumuna bir çözüm bulmaya veya bu durumu gözden kaçırmaya çabalamıştır. Ne var ki, bu manevra durumun hukuka uygun hale dönüşmesini sağlamak açısından nafiledir çünkü Bakanlar Kurulu’nun 7 Ocak 2015 tarihli yeni kararıyla tadil ettiği eski – yani 18 Haziran 2014 tarihli – kararının kendisi hukuka aykırıdır. Dolayısıyla, yeni ve hukuka uygun olduğu varsayılan bir kararla, hukuka aykırı olan eski kararın tadil edilerek hukuka uygun hale gelmesi kanımca mümkün değildir.

Koordinasyon Ofisi Anlaşması’na İlişkin Bakanlar Kurulu Kararlarına Karşı Hukuken Neler Yapılabilir?

Koordinasyon Ofisi Anlaşması’nı yürürlüğe koymak için alınan Bakanlar Kurulu kararlarını yargısal denetimden geçirebilmek için, gerek Anayasa Mahkemesi’nde gerekse Yüksek İdare Mahkemesi’nde iki ayrı iptal davası açılabileceğini düşünüyorum.[4] Her iki yolun da etkili bir şekilde kullanılabilmesi için hükümetin Koordinasyon Ofisi Anlaşması’na ilişkin eylemlerine itirazı olan milletvekilleri ve/veya Meclis’te temsiliyeti bulunan en az bir siyasi partiye ihtiyaç vardır. Davalar, bir parti ve/veya partiler ve/veya milletvekilleri aracılığıyla açılmalıdır. Aksi takdirde gerek Anayasa Mahkemesi’nde gerekse Yüksek İdare Mahkemesi’nde açılacak davaların yürütülebilmesi için gerekli olan birtakım önkoşullar yerine getirilemeyecek veya yerine getirilmesi oldukça zor olacaktır.[5]Dolayısıyla açılması önerilen davalarda davacının kim olacağı, davanın kazanılabilmesi için önemli bir etken olacaktır.

Ne var ki, davanın kazanılabilmesi için, aşılması gereken tek sorun davacının kim olacağı değildir. Buna ilaveten, davanın hangi hukuki işlem aleyhine açılacağı, bu hukuki işlemin ne zaman yapıldığı gibi unsurlar da oldukça hayatidir.

Kuşkusuz, açılacak davanın kazanılması en fazla arzu edilen sonuçtur. Ancak Hükümet tarafından hukuka aykırı bir şekilde yürürlüğe konulmak istendiğine dair ciddi şüpheler bulunan Koordinasyon Ofisi Anlaşması ile ilgili olarak, sadece yargısal denetimin yapılabilmesini sağlamak bile demokratik hukuk devleti ilkelerinin ilerletilmesi mücadelesi adına çok önemli bir adım olacaktır. Genel olarak Meclis içerisindeki muhalefetin söz konusu uluslararası anlaşma ile ilgili bir girişimde bulunmak konusunda bu kadar zaman oldukça ağırdan aldığı düşünüldüğünde, sivil toplum örgütlerinin baskısıyla bu yönde ciddi olarak harekete geçilmesinin ve yargısal denetim yapılmasının sağlanmasının küçümsenemeyecek bir başarı olarak yorumlanması gerektiğine inanıyorum.

[1] Toparlanıyoruz Hareketi tarafından 19 Şubat 2015 tarihinde yapılan açıklama için:http://www.kibrispostasi.com/index.php/cat/35/news/155390/PageName/KIBRIS_HABERLERI; 66 Sivil Toplum Örgütü tarafından 15 Mart 2015 tarihinde yapılan açıklama için: http://www.kibrisgazetesi.com/?p=633990,

[2] 4 Temmuz 2014 tarihli Star Kıbrıs Gazetesi, http://www.starkibris.net/index.asp?haberID=180376.

[3] Y(K-I)43-2015 sayılı ve 7 Ocak 2015 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı

[4] Bakanlar Kurulu’nun Koordinasyon Ofisi Anlaşması’nı yürürlüğe koyabilmek için aldığı kararların yargısal denetimden geçmesi için Yüksek İdare Mahkemesi’nde açılacak iptal davası esnasında 18.06.2014 tarihli Bakanlar Kurulu kararının Anayasa’ya aykırılığı iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne havalesinin istenmesinin oluşan hukuka aykırılığın tamamıyla ortadan kalkabilmesi için şart olduğunu düşünüyorum.

[5]  Yerine getirilmesi gereken önkoşullardan kastım Anayasa madde 152 altında yer alan “meşru menfaat” ve Anayasa madde 147 altındaki “varlık ve görev alanlarını ilgilendirmek” kavramlarının tatmin edilmesidir.

Comments

comments

Yazar Hakkında Tüm yazıları gör

Toparlanıyoruz