Toparlanıyoruz

Daha İyi bir Gelecek için #toparlanıyoruz

Tahsin Ertuğruloğlu hakkındaki iddialarla ilgili Polis Genel Müdürlüğü ve Meclis’e Müracaat…

meclis_genel_kurulu_yarin_toplanacak_h3886

Bilindiği üzere 14 Haziran 2017 tarihinde, basına yansıyan ve kamuoyunda tartışmalara sebep olan, Ercan Havalimanı işletmecisi ve Taşyapı Group yetkilisi Emrullah Turanlı, Bakan Tahsin Ertuğruluoğlu’na yönelik birtakım iddialarda bulunmuştur. Emrullah Turanlı basında çıkan ifadelerinde, o dönemde Ulaştırma Bakanı olarak görev yapan Tahsin Ertuğruloğlu’nun, kendisini makamına çağırarak tehdit yolu ile kendisinden bir başka şahsa para ödenmesini talep ettiğini  iddia etmiş ve elinde konuyla ilgili belge/dellillerin de bulunduğunu söylemiştir.

Toparlanıyoruz Hareketi olarak, bu ciddi iddiaların doğruluğu halinde Fasıl 154 Ceza Yasası’nda düzenlenen, özellikle, “Görevini Kötüye Kullanma” ve/veya “Görevi İhmal Etmek” ve/veya  “Rüşvet” ve/veya “İrtikap” suçları kapsamına giren eylemleri içerebileceklerini de dikkate alarak adım atmış bulunuyoruz. Bu bağlamda, öncelikle konu iddialar hakkında soruşturma başlatılması için Polis Genel Müdürlüğü’ne müracaatta bulunduğumuzu ve konun takipçisi olacağımızı duyururuz.

Buna ek olarak, KKTC Meclis Başkanlığı’na Bakan Tahsin Ertuğruloğlu hakkında Meclis Soruşturması açılması için dilekçe vermiş bulunmaktayız. Hatırlanacağı üzere, Ombudsman Emine Dizdarlı’nın Ercan İhalesi ve Tahsin Ertuğruloğlu’yla ilgili yayınladığı raporunun ardından 27 Ocak 2016 tarihinde de Meclis’teki tüm milletvekillerine Meclis soruşturması açılması için önerge verilmesi konusunda dilekçe vermiş, ancak herhangi bir yanıt alamamıştık. Bu nedenle bu talebimizi tekrar ederiz.

Şüphesiz ki, soruşturma, varsa suçluları tespit etmek yanında, suçsuz olanların aklanması yönünde önem arz etmektedir. Gelinen aşamada, halkın siyasilere karşı güven erozyonu yaşadığı da dikkate alındığında, tüm kesimlerin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi beklenmektedir.

Bu vesile ile, Polis Genel Müdürlüğü’nü, önünde herhangi bir müracaat olmaksızın dahi görevi olan soruşturmayı başlatması, KKTC Meclisi’ndeki milletvekillerini, yasa yapma yanında en az bu faaliyet kadar önemli olan yürütmeyi denetleme görevinden hareketle Bakan Tahsin Ertuğruloğlu hakkında Meclis soruşturması başlatması için girişimde bulunmaya, ve basında çıkan haberde adı geçen diğer kişileri de konuyla ilgili açıklama yapmaya davet ederiz.

 

Toparlanıyoruz Hareketi

İTİRAZIMIZ ANITLAR YÜKSEK KURULU’NDA GÖRÜŞÜLDÜ. SALAMİS SİT ALANI’NDAKİ DEĞİŞİKLİKLER İPTAL

Salamis

Hatırlanacağı üzere, Anıtlar Yüksek Kurulu Nisan ayı sonunda yaptığı toplantıda, 1995 yılında belirlenen “Salamis Arkeolojik Sit Alanı” içerisinde yer alan bazı özel mülklerin, 2. dereceden 3. dereceye ve 2. dereceden 1. dereceye geçişleri hususunda bir karar üretmiş; konu basına yansımış ve değişik kesimlerden karara karşı tepkiler ortaya konmuştu.

Toparlanıyoruz Hareketi, uygulanan yöntemin Eski Eserler Yasası’na uygun olmadığı ve devleti ağır zarara uğratacağı iddiasıyla, ayrıca emsal olabilecek bu kararın ileriye yönelik sit alanları katliamlarına yol açacağı gerçeğinden hareketle; ilgili kararının iptali için Anıtlar Yüksek Kurulu’na başvuruda bulunmuştu.

Toparlanıyoruz Hareketi’ne aktarılan bilgiye göre, ilgi dilekçe 6 Haziran 2017 tarihli Anıtlar Yüksek Kurulu toplantısında görüşülmüştür. Hareketin konu ile ilgili itirazını gündeme alıp değerlendiren Anıtlar Yüksek Kurulu, 25/04/2017 tarih ve 585 nolu kararını geri çekmiştir.

Bu bağlamda, konunun toplum adına takipçisi olmayı ısrarla sürdüren Toparlanıyoruz Hareketi, hukuk kuralları çerçevesinde verilen hak arama mücadelesinde, hak edilenin alınılabileceğini bir kez daha ortaya koymuştur. Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

 

Toparlanıyoruz Hareketi

Kamu Yönetiminde Şeffaflık

Tufan Ekici

Bilgi Edinme Hakkı Yasası (12/2006), KKTC sınırları içerisinde yaşayan herkese kamu kurum ve kuruluşlarından bilgi talep etme hakkını vermektedir. Yasada belirtilen istisnai haller dışında (ör. Devlet sırlarına ilişkin belgeler) ilgili kurum talep edilen bilgi ve belgeyi vermekle yükümlüdür. Ancak belirtmek gerekir ki,  istenen bilgi veya belgelerde, gizli veya açıklanması yasaklanan bilgiler olsa dahi, açıklanabilir nitelikte olanlar bu tür bilgi ve belgelerden ayrılabiliyorsa, ayrılarak başvuranın bilgisine sunulmak zorundadır.

Yasa kapsamında yapılan başvurulara dair taleplerin yerine getirilmemesi durumunda, başvuru sahibi Bilgi Edinme ve Değerlendirme Kurulu’na (BEDK) başvurup şikayette bulunabilir. Oradan gelecek cevaptan bağımsız olarak Yüksek İdare Mahkemesi’nde, bilgi ve/veya belgeyi vermeyen kuruma karşı dava açılabilir. Şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim anlayışını benimsemiş toplumlarda bu temel bir haktır ve kanımca toplum tarafından kullanılması gerekmektedir. Ancak, bu noktada gelin bir de KKTC’deki uygulamaya bakalım…

Gerek hükümet programlarında gerek kamuoyu açıklamalarında siyasetçilerin sıkça kullandıkları “şeffaflık” ve “hesap verebilirlik” kavramları, ne yazık ki iş icraata ve/veya uygulamaya gelince farklılık göstermektedir. Daha da kötüsü, yasalara uymayanların arasında sadece siyasetçiler değil, kamudaki bürokratlar ve üst düzey seçilmiş kişiler de bulunmaktadır.

Toparlanıyoruz Hareketi olarak bugüne değin, bu yasal hakkımızı gerektiği zaman kullanmaktan çekinmeyip, bilgi edinme başvurularımızı etkin bir biçimde hayata geçirmeye çalıştık. Ne var ki birtakım engeller ile karşı karşıya kalmaktayız.

Kasım 2016’dan beri Şehir Planlama Dairesi, Çalışma Dairesi, Nüfus Dairesi, Sayıştay ve Yüksek Seçim Kurulu (YSK) gibi yasa kapsamında bilgi verme mecburiyeti olan kurumlara farklı konularda başvurularda bulunduk. Belirtilen kurumlardan, YSK hariç, istediğimiz bilgi ve/veya belgeleri alamadık. Başvurularımıza kimi zaman hiç cevap verilmedi, kimi zaman ise verilen cevap yersiz bir biçimde bir başka kuruma yönlendirdi. Bazı durumlarda ise ilgili kurum yetkilileri 2015 yılında başka bir kuruma aynı yasa tahtında cevap vermelerine rağmen,  yasa kapsamında olmadıklarını iddia ederek cevap vermekten kaçındılar.

Belirtilenler ışığında, Hareket olarak yasal hakkımız olan BEDK’na başvurup bilgi alamadığımızdan şikayet ettik. Ne yazık ki, yasal süre sona ermesine rağmen BEDK’den de bir cevap alamadık. Bu durumun gerekçesi ise daha da korkutucu idi. Şöyle ki, Nisan 2016’dan beri, UBP-DP hükümeti kurulduktan sonra BEDK’nin 5 üyesinden 2’si görevinden alınmış ve yerlerine atama yapılmadığı için kurul toplanıp yapılan başvuruları değerlendirememekte idi!

Bu noktada, “şeffaflık” ve “hesap verebilirlikten” bahseden hükümetin, kurula yeni üyeler atamayı nasıl olup da ihmal edebildiği akıl alır gibi değildir. Yoksa bu durumun sebebi, müdür ve müsteşar atamaktan, kamu mallarını harcamaktan ve yurt dışı gezilerden, BEDK’ya yapılması gereken atamaya sıra gelememesi midir?

Konuyu daha da aydınlatmak için BEDK’nın çalışma esaslarını da gözden geçirmek gerekmektedir. İlgili düzenlemeye göre BEDK 3 üye ile toplanıp karar alabilmektedir. Ancak kalan üyeler bunu yapma iradesini göstermemektedirler. Bunun nedeni ise meçhuldur! Peki bu durumda atılabilecek adım nedir? Elbette ki Yüksek İdare Mahkemesi’nde dava açılabilir. Geçtiğimiz yıl içerisinde aynı şekilde bilgi edinme başvurumuza cevap verilmemesi üzerine Hareket olarak açtığımız dava devam ederken, istenilen bilgi ve belgeler ilgili daire tarafından elimize ulaştırılmış ve dava bu şekilde neticelendirilmiştir. Ancak bu durumda aradan uzunca bir süre geçmiş ve savunduğumuz şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri zarar görmüştür. Bu da yetmezmiş gibi, ilgili davanın masraflarının da tarafımızdan ödenmesi sonucu doğmuştur.

Bu noktada sorumluların kimler olduğu sorusunu sormamız gerekmektedir. Sorumlular yasa gereği bilgi vermesi gerekirken vermeyen kamu kuruluşlarındaki idareciler midir, verilmeyen bilgi karşısında şikayetleri dinlemesi gerekirken toplanmadığı için karar üretmeyen BEDK üyeleri midir, yoksa BEDK’nın çalıştırılmaması için elinden geleni yapan Başbakanlık mıdır? Kanımca tüm bu pasif eylemler kişileri bıktırmak ve bilgiye erişmelerini engellemek için yapılmaktadır. Bu sonuca varmak için, kendimize, herhangi bir vatandaşın tüm bu yolları deneyip talep ettiği bilgiyi alamadıktan sonra cebinden para ödeyip mahkeme yolunu seçip seçmeyeceği sorusunu sormak yeterlidir. Eklemek gerekir ki, siyasetçiler kadar bazı bürokratların da görevlerini yerine getirmedikleri açıktır.

Tüm bu söylenenler ışığında, açıktır ki, şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim anlayışı ile ters düşen bu davranışlar karşısında en büyük sorumluluk toplum bireylerine düşmektedir. Kendi yaptıkları yasalara bile uymayan siyasetçilerden ve onları uyarmaktan korkan bürokratlardan medet ummak yerine yasal haklarımızı talep edip baskı kurmaktan vazgeçmemeliyiz. Bireyler olarak farklı bir yapılanma için üzerimize düşeni yapmak için adım atmalıyız. Aksi takdirde yerle bir olmuş bu sistemin değişmesi mümkün olmayacaktır.

 

Saygılarımla,

Tufan Ekici

Toparlanıyoruz Hareketi Gönüllüsü

Salamis Arkeolojik Sit Alanı İçin Yetkililere Çağırımızdır

akinciozgurgun

SAYIN CUNHURBAŞKANI VE SAYIN BAŞBAKAN’A ÇAĞRIMIZDIR!!

 Temiz toplum, temiz siyaset ve kendi irademize dayalı yönetim hedefleri doğrultusunda uğraş veren derneğimiz, ülke ekonomisinin olmazsa olmazı olan “turizm sektörü”nün en önemli girdisi olan “kültür varlıkları” konusundaki hassasiyetini her zaman ortaya koymaktadır. Bu bağlamda belirtmek isteriz ki;

  • 1994 yılında Meclis’ten oybirliği ile geçen ve ilgili dairenin işlevlerini kurumsal bir yapıya kavuşturan “Eski Eserler Yasası”nı işlevsiz hale getirmek için kolları sıvayan bazı siyasilerimiz, tüm karşı uğraşlarımıza rağmen, yasa değişikliğini başarmışlardır.
  • Kültürel Miras Teknik Komitesi aracılığı ile sürdürülen ve AB tarafından finanse edilen restorasyonlarda kullanılacak taş temini için, devletin kendi malı olan taş ocağını, Bakanlar Kurulu kararı olmasına rağmen iki yılı aşkın bir süredir ve halen devreye koyamamıştır ve bu durum restorasyon sürecini aksatmaktadır.

Bu süre içinde, yukarıda verdiğimiz örneklerle ilgili uğraşlarımızı bürokratik yazışmalarla sürdürürken, ne acıdır ki devletin ciddiyetten uzaklaştırıldığı ve yasaların sürekli olarak göz ardı edildiği gerçeği ile yüzleşmiş bulunmaktayız. Bu nedenle, aşağıdaki çağrımızı medya aracılığı ile ortaya koymayı  ve ilgililere kamuoyu önünde “gereği için” çağrı yapmayı  uygun görmekteyiz.

“ 25/04/2017 tarihinde toplanan Anıtlar Yüksek Kurulu,  8/4/1995 yılında Resmi Gazetede yayınlanan “Salamis Arkeolojik Sit Alanı” içerisinde yer alan bazı özel mülklerin, 2. dereceden 3. dereceye ve 2. dereceden 1. dereceye geçişleri hususunda 585 no’lu kararı üretmiştir. Uygulanan yöntemin “Eski Eserler Yasası’na” uygun olmadığı ve devleti ağır zarara uğratacak olması yanında, ileriye yönelik Sit Alanları katliamlarına yol açacağı gerçeğinden hareketle; ilgi 585 no’lu Anıtlar Yüksek Kurulu kararının düzeltilmesi ve bu kararın alınmasına yönelik uygulanan “yöntem” ve “yazışmalarla ilgili zamanlamanın” incelenip gereğinin yapılmasını kamuoyu adına talep ederiz.” 

 

Toparlanıyoruz Hareketi

(Temiz Toplum Derneği)

 

Bakanlar Kurulu’ndan hukuk dışı bir karar daha…

yeni-kabine

Bakanlar Kurulu yaklaşık olarak 7 ay önce “Makam Araçlarının Yenilenmesi”ne dair almış olduğu 17 araç ile ilgili kararını (8.9.2016, HK-I 899-2016) “tadil” adı altında değiştirerek 4 Nisan 2017 tarihinde, bu kez 3 araç için tamamen farklı bir karara imza atmıştır. Ancak 17 araca ilişkin ilk alınan karar ile 3 araç için alınan alınan son karar arasında birçok farklılık olduğu ilk bakışta dahi göze çarpmaktadır. Diğer bir deyişle, iki kararın birbirinden tamamen farklı olduğu ve yapılan işlemin “tadil” değil yeni bir karar üretmek olarak ele alınması gerektiği rahatlıkla söyleyenebilmektedir. Alınan bu iki karar arasındaki esasa ilişkin değişiklikleri şu şekilde sıralamak mümkündür:

  1. Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Serdar Denktaş, ilk karar ile ilgili Toparlanıyoruz Hareketi’nin Yüksek İdare Mahkemesi’nde açmış olduğu davadaki savunmasında (http://www.mahkemeler.net/cgi-bin/kararindir.aspx?cnt=4032 sayfa 12), “10 yıllık uzun vadeli kira (leasing) usulüne benzer bir usülle araçların alımı için sözleşme yapıldığını” belirtmesine rağmen yeni kararda bu husus mevcut değildir.
  2. Aynı şekilde, Serdar Denktaş’ın mahkemedeki beyanında “satıcı firmanın araçları 30,000 km’de 34,000 Euro’ya geri alacağını taahhüt ettigini” (http://www.mahkemeler.net/cgi-bin/kararindir.aspx?cnt=4032 sayfa 12) söylemesine ve ilk Bakanlar Kurulu kararında bu husus madde 2’de belirtilmesine rağmen, yeni kararda bu madde de mevcut değildir.
  3. Daha önce alınan kararda (madde 4) “Herhangi bir ilave bedel talep edilmeksizin araçların 30,000 km’ye kadar her türlü servis, yedek parça ve işçilik ücretlerinin anılan firma tarafından karşılanması” maddesi bulunmasına rağmen, yeni kararda bu husus da yer almamaktadır.

 

Belirtilen bu farklılıklardan ötürü, bahsi geçen yeni kararın “tadil” olarak adlandırılamayacağı açıktır. Yapılması gereken, eski kararın iptal edilip yerine yeni bir karar üretilmesidir. Bu noktada sorulması gereken, Bakanlar Kurulu’nun neden böyle bir yolu seçtiğidir. Bilindiği üzere, 15 Kasım 2016 tarihinde yürürlüğe giren Kamu İhale Yasası ile hükümetlerin yıllardır yapılan alımlarda koz olarak kullandıkları Devlet İhale Tüzüğü’nün 3(2) maddesi ortadan kalkmıştır. Ne var ki, yeni Yasa’nın 87. maddesine göre “Bu Yasanın yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak, Devlet İhale Tüzüğü, adı geçen tüzük uyarınca yapılmış veya başlatılmış olan işlemlere halel gelmeksizin yürürlükten kaldırılır.” denmektedir. Kısacası, mevcut işlemler dışında, yeni yapılacak işlemler ve bunun dayanağı olan kararlar için ilgili tüzük maddesi geçerli değildir. İşte Bakanlar Kurulu, 4 Nisan 2017 tarihli yeni kararında bu tüzük maddesine atıfta bulunulamayacağı gerçeğinden hareketle bahsi gecen kararı “tadil” adı altında yeniden üretmeye ve önceden başlanmış bir işlem ve/veya alınmış karar varmış gibi davranmaya çalışmaktadır. Kısacası Bakanlar Kurulu yine, hukukun dolanılması yoluna gitmektedir. Diğer bir deyişle, “tadilat” adı altında yeni bir karar üreten Bakanlar Kurulu, sırf İhale Yasası’na karşı hile yapmak ve usulsüzlüklerini yasal zemine oturtmaya çalışmak için iş başına geçmiştir.

 

Aynı şekilde, Nisan 2017 tarihinde halen daha 2016 bütçesinden harcama yapılması için karar üretmekten çekinilmemesidir. Bütçe disiplini adı altında çalışmalar yaptığını iddia eden hükümetin, 2016 yılı mali bütçesinin tamamlanmasından 4 ay geçmesine rağmen, halen daha 2017 bütçe dönemi içerisinde harcama yapmaya devam etmesi ve bunu “disiplinsizlik” olarak görmemesi anlaşılabilir değildir.

 

Tüm bu söyelenenler ışığında,açıktır ki, hükümet, bu icraatı ile bir kez daha ne derece keyfi ve hukuktan uzak uygulamalara imza attığını ortaya koymuştur.

 

Ercan Havaalanı’ndaki hizmet alımı, belgeler ve hukukçu görüşleri

42894

Hatırlanacağı üzere, dönemin Ulaştırma Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu Ercan Havaalanı denetim işlerini Türkiye’de kayıtlı iki şirket ortaklığına devretmişti. Bunun karşılığında ise T&T Havalimanı İşletmeciliği Şirketi’nin bu ortaklığa ayda 225,000 ABD doları, toplamda ise 11 milyon 250 bin ABD doları ödemesi kararlaştırılmıştı. Konuyla ilgili Yüksek Yönetim Denetçisi’nin araştırması sonucu bulgularını bir rapor halinde yayımladı. (Bakınız)

Toparlanıyoruz Hareketi olarak Ulaştırma Bakanlığı’na yaptığımız bilgi edinme başvurusunda, raporda bahsi geçen tüm tekliflerin kopyalarını, Bakanlıkla şirket arasında yapılan sözleşmenin bir kopyasını ve denetimlerle beraber bir dizi bilgileri talep etmiştik. Bakanlığın, sorumuza ve itirazımız sonucu Bilgi Edinme ve Değerlendirme Kurulu’nun kararına rağmen cevap vermemesi sonucu konunun yargıya intikal etmesi neticesinde bilgiler tarafımıza sunulmuştu. (Tüm belgeler için)

İlk gözlemde, bakanlığa gelen tüm tekliflerin 30 Ekim 2015 tarihli olduğu görülmektedir. Yine ilginç bir şekilde, Ulaştırma Bakanı ve şirket yetkililerinin imzaladıkları sözleşme yine ayni gün, yani 30 Ekim 2015 tarihlidir.

Mecliste kurulan ‘Ercan Havaalanının İşletme Haklarının Hukuka ve Kamu Yararına Uygunluğunun Araştırılması Hakkında Meclis Araştırma Komitesi’ henüz görevini tamamlayamamışken, bu bilgilerin tüm kamuoyu tarafından incelenebilmesi, şüphesiz ki komiteye çalışmalarını tamamlamak için itici bir güç verecektir.

Eldeki belgeleri inceleyen hukukçuların bazı gözlemleri ise şu yöndedir:

KKTC Ulaştırma Bakanlığı ve Diamond Green Yönetim ve Danışmanlık Hizmetleri Limited Şirketi ile APCO Teknik Müşavirlik ve Taahhüt Anonim Şirketi Arasında Yapılan Sözleşme İle İlgili

Yorum 1:

  1. Bu sözleşmeye göre, sözleşme Ulaştırma Bakanlığı ile Diamond Green Yönetim ve Danışmanlık Hizmetleri Limited Şirketi ile APCO Teknik Müşavirlik ve Taahhüt Anonim Şirketi arasında kurulan İş Ortaklığı arasında imzalanmıştır.

 

  • Eleştiri: Adı geçen iki şirketin “İş Ortaklığı” bir tüzel kişiymiş gibi sözleşme kaleme alınmıştır. Oysa, sözleşmenin herhangi bir yerinde sözkonusu “İş Ortaklığı”nın ne zaman kurulduğuna ilişkin veya sözkonusu ortaklığın ne zaman tüzel kişilik kazandığına dair bilgi yoktur. Nitekim sözleşme imzalanırken “İş Ortaklığı” mühürü ile değil adı geçen iki şirketin mühürü ile imzalanmıştır. Bu durum sözleşmenin muhatabı açısından belirsizlik yaratmaktadır. Sözleşmeden doğan hak ve sorumluluklar kime aittir? İş ortaklığına mı yoksa adı geçen iki şirkete mi? (Madde 1.1 ve Madde 1.2)

 

  1. Bu sözleşmeye göre Diamond Green Yönetim ve Danışmanlık Hizmetleri Limited Şirketi ile APCO Teknik Müşavirlik ve Taahhüt Anonim Şirketi “gerek görmeleri halinde” Sözleşmeden kaynaklı hak ve sorumluluklarını yerine getirmek için TC veya KKTC kanunlarına tabi bir tüzel kişilik meydana getirebileceklerdir. Kuracakları bu tüzel kişilik yukarıda bahsedilen “İş Ortaklığı” yerine sözleşmenin tarafı olacaktır. (Madde 1.3)

 

  • Eleştiri: Yukarıda değindiğimiz üzere sözleşmenin muhatabı açısından bir belirsizlik sözkonusudur. Bu belirsizlik madde 1.3 ile devam etmektedir. Maddeye göre Diamond Green Yönetim ve Danışmanlık Hizmetleri Limited Şirketi ve APCO Teknik Müşavirlik ve Taahhüt Anonim Şirketi’nin sözleşme imzalanırken var olmayan fakat daha sonra bu iki tarafın keyfine göre kuracakları bir şirket işbu sözleşmenin tarafı olmasa da sözleşmenin tarafıymış gibi hak ve sorumluluk sahibi olabilecektir. Sözleşmedeki hukuki belirsizlik ve suistimale açık durum bu madde ile güçlenmektedir.

 

  1. Bu sözleşmeye göre, sözleşme konusu işin yapılması karşılığında belirlenen ücretin ödenmesiyle ilgili İdare herhangi bir mali mükellefiyet altına girmemekle birlikte, ücretin ödenmesi için elinden gelen tüm çabayı ortaya koymak ve gerekli önlemleri almak durumundadır.

 

  • Eleştiri: İdare sözleşmenin taraflarından biridir. Ancak sözleşme konusu işin yapılmasının karşılığı olan ücreti, sözleşmenin tarafı olmasına ve iş ona yapılmasına rağmen, ödemek konusunda yükümlük altında değildir. Sözleşmelerde karşılıklı yükümlülükler vardır. İvazsız, yani karşılıksız sözleşme olmaz. Bu sözleşmede İdare’nin yapılan işin karşılığında yerine getirmekle yükümlü olduğu bir iş ücreti yoktur. Ancak işin ücretini ödemekle yükümlü taraf her kimse o da yoktur. Dolayısıyla yapılan sözleşmenin hukuken geçerliliği ciddi anlamda soru işaretidir. İdare, ücret ödeme yükümlülüğü altına girmiyor olsa dahi ücretin ödenmesi için “elinden gelen tüm çabayı ortaya koymak” ve “gerekli önlemleri almak” gibi iki tane oldukça soyut ve ne anlama gelidği anlaşılmayan yükümlülükleri üstüne almaktadır. Bu ne anlama geldiği belli olmayan ve soyut yükümlülükler İdare’nin sorumluluğunu doğurmaya elverişli düzenlemelerdir. (Madde 9.2)

 

 

 Yorum 2:

  1. Sözleşmenin 30.1. maddesinde sözleşmeye Türk Hukuku uygulancak, 31.1. maddesinde de anlaşmazlık durumunda TC İstanbul Çağlayan Mahkemelerinin davaya bakmaya yetkisi var denilmektedir. Sözleşmenin geneline bakıldığında KKTC Ulaştırma Bakanlığı Türkiye Cumhuriyeti’ndeki şirketlerden hizmet almak için bir anlaşma yapıldığı anlaşılmaktadır. Bir bakış açısına göre, ‘KKTC hukuku bu sözleşmeye uygulanmayabilir’ denilebilir. Eğer böyle ise, KKTC hukuku açısından sözleşmenin durumuna bakmak gereksiz olacaktır. Ancak tersinin olması durumunda, yani KKTC hukuku uygulanacak ise ve KKTC Mahkemeleri sözleşmedeki anlaşmazlığa bakmayı kabul edecek ise, aşağıdaki gözlemleri KKTC hukuku açısından yapabiliriz.

 

  1. Sözleşmenin 7.2. maddesinde “İdare aylık sözleşme bedeli nedeniyle bir mali mükellefiyet altına girmeyecektir” deniliyor. 9.2. maddesinde de bu mükellefiyet altına girmemekle birlikte, ücretin ödenmesi için elinden gelen çabayı ortaya koyacak ve gerekli önlemler alacaktır deniliyor. 9.3. maddesinde ödemenin gecikmesi veya yapılmaması halinde Müşavir “diğer tüm hakları saklı tutar” denmektedir. Bu madde genel olarak yazılmış görüntüsünü vermekle beraber, istenilen meblağı talep etmek için dava açma hakkını da kapsama maksatlı olabilir düşüncesi mevcuttur. Dolayısıyla ödemenin yapılmasıyla ilgili ilk bakışta muğlak bir durum ortaya çıkmaktadır. Müşavir taahhütlerinin yerine getirilmemesi durumunda ödemeyi talep edecektir. Dolayısıyla KKTC 7.2. ve 9.2. maddeyi ileri sürerek ödemeden kaçınabilecek midir? İleri sürebilmesi halinde Mahkeme ne kadar bu görüşe katılır, bu bir soru işaretidir. Özetle, hukuki görüş KKTC açısından ciddi bir risk olduğu yönündedir.

 

  1. Ayni zamanda madde 27.2.’de İdare sözleşmeyi haksız yere feshederse, hem fesih tarihine kadar doğmuş, hem de geriye kalan tüm oluşacak bedelin İdare tarafından ödenmesi gerektiğini belirtmektedir. KKTC hukukuna göre ceza niteliğinde bir tazminat öngörülmüşse, Mahkeme belirtilen miktarı geçmemek üzere davacının kanıtlayabildiği oranda makul olan tazminat miktarını verir. (F149. m74.1) Buna rağmen KKTC açısından böyle bir maddenin varlığı ciddi bir risk taşır. Çünkü Müşavir bu yönde bir zararı olduğunu kanıtlamaya çalışacaktır.
  2. Bir diğer nokta, 1.2. maddede bahsedilen “kurulan” iş ortaklığıdır ki, 1.1. maddede sözleşmenin KKTC ile iki şirketin iş ortaklığı arasında yapıldığınan bahseder. İş ortaklığının var olması durumunda, bu ortaklık kurulmadan sözleşme yapılamaz görüşü ağır basmaktadır Kısacası bu husus, sözleşmenin taraflarının kim olduğu açısından teknik bir sıkıntı yaratabilir.

Son olarak, madde 1.3. iki şirketin KKTC’de kuracakları tüzel kişiliğin sözleşmeye taraf olmasından bahsetmektedir. Bu durum KKTC hukukuna göre teknik olarak mümkün olmaycaktır düşüncesi ağır basmaktadır. Sözleşmeden bahsedebilmek için sözleşme taraflarının karşılıklı olarak teklif ve kabul yapması gerekir ki, henüz doğmayan bir şirketin/tüzel kişinin kabul yapması mümkün değildir. Taraflar ancak şirket doğduktan sonra tekrar anlaşırlarsa sözleşmenin varlığından bahsedilebilir.

 

 

Sonuç olarak, bu görüşler ve elde edilen belgeleri bir kez daha kamuoyunun bilgisine getirir, bu bağlamda,  özellikle Meclis’te kurulan Komite’nin, konuyu 11 aydır sonuçlandıramayıp, Komite’nin, içtüzüğe uygunluğu tartışmalı bir biçimde görev süresinin uzatılmasından duyduğumuz rahatsızlığı dile getiririz.

Bunun dışında, genel olarak bugüne değil oluşturulan tüm araştırma komitelerini, Ercan Havalimanı ile ilgili kurulan Araştırma Komitesi’ni, kamuoyunda oluşan tepkilerin zamana yayılıp etkisiz hale getirilmelerinin önünde durmaya ve gerekli araştırmaları zamanında yapmaya çağırırız.

Bakan Sucuoğlu’nu göreve davet ediyoruz!

cobalt60

Sağlık Bakanı Dr. Faiz Sucuoğlu’nun ‘yangından önce Daire Müdürü Mehmet Tatar ile birlikte plan ve program yaptıklarını, deponun meskun mahalden başka bir yere taşınmasının gerekli olduğunu ancak, yangın nedeniyle bunu gerçekleştiremedikleri’ yönündeki açıklamasını hayretle öğrenmiş bulunmaktayız. Sayın Bakan’ın bu konuda daha önce bir açıklamasını göremediğimiz gibi, Bakanlık sitesinde paylaşılan faaliyet raporunda da bu konuya değinildiği görülmemektedir. Mevcut laboratuvarın meskun mahalden başka bir yere taşınmasını bırakın, aksine bu laboratuvara DNA Laboratuvarı kurulması kısa ve orta vadeli hedefler içerisinde gösterilmiştir. (Sağlık Bakanlığı 2016 İcraatları, Sayfa 56 ). Birbiriyle çelişen ifadeler ve belgeler rahatsızlık vericidir.

Devamı