Toparlanıyoruz

Daha İyi bir Gelecek için #toparlanıyoruz

Bir başbakan, özel/kamusal yaşam sapla saman…

Hüseyin Özgürgün

Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. Adli kovuşturmanın gerektirdiği istisnalar saklıdır.’ Özel hayatın gizliliği kuralı anayasamızda bu şekliyle belirlenmiş bir haktır.

Yine de bir toplumda görevleri gereği sürekli olarak halkın karşısında olan siyasiler her hareketlerinin konuşulacağı, sorgulanacağı bilinci içerisinde bu görevlere soyunmuşlardır. Beş dönemdir milletvekili olan Başbakan Hüseyin Özgürgün’ün de şüphesiz her birey gibi özel hayatının gizliliğini talep etme hakkı vardır. Ancak halka karşı kamusal yaşamındaki sorumluluklardan ‘özel hayatın gizliliği’ mazereti arkasına saklanarak kaçınması doğru değildir ve mümkün olmamalıdır.

Sayın Özgürgün henüz yakın geçmişte kamusal yaşamında hesapverebilir ve dürüst bir liderden beklenmeyecek bir davranışta bulunan bir başbakan mıdır? Ne yazık ki evet! Öyle ki, 7 kişilik bir heyetle kızının mezuniyetine katılmak için devlet imkanlarını kullanması ve devletin kasasından yaklaşık 16bin TL harcaması Nisan 2017 tarihinde Ombusman tarafından belirlenmiştir. Gelişmiş demokrasilerde istifayı gerektirecek yeterli bir skandal olabilecek bu açıklamadan, KKTC’de yaşadığına şükrederek ders çıkartmak yerine başbakanın yaptığı savunmanın ‘özel hayatın gizliliği’ esasından değil, Ombudsman’ın ‘yetki aşımı’ iddiasıyla olduğunu da unutmayalım. Sonuçta Sayıştay’ın bu konuda herhagi bir inceleme yapmama kararı ve Hukuk Dairesi (Başsavcılık) tarafından bir soruşturma yapılmamasıyla bu konu da birçoğumuz tarafından ‘Bir KKTC klasiği’ denilerek normalleştirilmiş ve malesef unutulmuştur.

Gündemde dolaşan ve çok da bir yeniliği kalmayan iddialar başbakanın boşanıp boşanmayacağı, kimle beraber olduğu, çok yüksek fiyata bir ev alıp almadığı üzerinedir. Kanımızca bu tartışmaların bir kısmı özel hayatın gizliliği esasından aslında bizleri pek de ilgilendirmemektedir. Ancak başbakan milletvekili ve bakanlık maaşıyla böyle bir mal alımına gitmiş olması durumunda, böyle bir alışverişi nasıl gerçekleştirdiğini açıklamakla ve halkı bu konuda ikna etmekle yükümlüdür. Yine böyle bir alışveriş söz konusu değilse, gündemin bu konuyla işgal edilmesini engellemek de kendi elindedir. Çünkü toplum çıkarları düşünüldüğünde dürüst ve hesapverebilir bir liderin benimseyeceği en doğru tavır budur.

Bu sebeple, başbakanı kamusal hayatındaki sorumlulukları hatırlayarak, bu konuda gerekli adımları atmaya davet ederiz. Kaldı ki “Bizim hesap vereceğimiz halktır” sözleri yine kendisine aittir.

Buyurun Sayın Özgürgün…

SEÇİMDE SEÇERKEN SEÇEMEDİKLERİMİZ

010101

Yaklaşık kırk yılı aşkın bir süredir, demokrasinin en güzel tarafı olan seçme-seçilme olgusunu toplum olarak idrak etmekteyiz. Yakın bir zamanda bu süreci yeniden yaşayacağımızı dikkate alarak, konuya ilişkin görüş ve önerilerimizi hem seçecek olan, hem de müstakbel seçilecek olanlarla paylaşmayı görev olarak görmekteyiz.

Genel seçimlerin hedefi, aynı zamanda yasama organında yer alacak vekilleri seçmek olsa da, seçim meydanlarındaki söylemler, gerçek hedefin, yasama organından güvenoyu alarak göreve başlayacak olan “Bakanlar Kurulu” olduğunu göstermektedir.

Yapa-(cağız), -(ceğiz) haykırışlarındaki vaatlerin gerçekleştirilebilmesi için yasalar süzgecinden geçme zorunluluğu olduğunu gerek seçilenler, gerekse toplum bireyleri olarak seçenler (bizler) farkında mıyız! Toparlanıyoruz Hareketi olarak bizler, bu konunun daha fazla üzerinde durulması gerektiği, buna bağlı olarak seçilenlerin de kimi zaman yasal olmayan uygulamalarla ülkeyi yönettiği kanaatindeyiz.

Örneğin, Anayasamızın 134. maddesi gereği yürürlüğe giren Devlet Planlama Örgütü (DPÖ) Yasası, ülkemizdeki sosyal ve ekonomik planlamanın nasıl ve kimler tarafından yapılacağını çok net olarak belirtmektedir. Devlet kurumları yanında meslek kuruluşları, sivil toplum örgütleri ve sendikaların da katılımı ile oluşturulması öngörülen “sosyal ve ekonomik konsey” ve bu konseyin görüş ve önerileri de dikkate alınarak hazırlanması öngörülen “ 5 Yıllık Kalkınma Planı” ile “Yıllık Programlar”ın, dernek olarak yıllardır yaptığımız tüm yazılı ve sözlü ikazlara rağmen uygulanmaması, seçilenlerin keyfi yönetim konusundaki yaklaşımlarına örnek olarak gösterilebilir. Yıllık bütçelerin, yıllık programlara uyması gerektiği konusundaki zorunluluk ise adeta unutulmuştur.

Bu gerçekler ışığında, Toparlanıyoruz olarak seçen ve seçilecek olanlara yönelik farkındalık yaratma görevimiz olduğu kanaatindeyiz. Bu bağlamda;

SEÇİLECEK olanlar; Seçilmiş olmanız sizlere keyfi değil, aksine yasal kurallara uygun olarak yönetme yükümlülüğü getirdiğinden, tüm vaatlerinizi plan, program ve bütçe olanakları çerçevesinde ortaya koyunuz.

SEÇECEK olanlar; Her vaadin yasal dayanağını ve gerçekleşmesi için yıllık bütçedeki kaynağını sorgulayınız. Daha da net olması için “sorgula” yöntemini şöyle basitleştirebilirsiniz ; “Vaadiniz yıllık programda öngörülüyor mu, öngörülüyorsa bütçede ödeneği var mı ?” Alacağınız cevap doğrultusunda, “seçme” kararınızı daha bilinçli verebilirsiniz.

Yukarıda verdiğimiz bu örneğin, birçok sorundan sadece biri olduğuna dikkat çekerken, Toparlanıyoruz Hareketi olarak, seçim çalışmaları sürecinde her türlü siyasi görüşten uzak kalarak, sadece toplum çıkarlarına yönelik bilgilendirme uğraşında olacağımızı duyururuz.

 

Toparlanıyoruz Hareketi

5/1976 sayılı Seçim ve Halkoylaması Yasası Değişiklikleri

me-02

Seçim Sistemleri, seçmen tarafından kullanılan geçerli oyların sandalyelere nasıl dönüştürüleceğini belirleyen teknik usullerdir.[1] Bu anlamda,  KKTC’de “tercih edilen” D’Hondt sisteminde bu hesaplamanın nasıl yapıldığına bu yazıda değinmem mümkün değildir. Burada sadece Seçim ve Halk Oylamasında getirilen bazı yeni düzenlemelerle ilgili az da olsa yorum yapmaya çalışacağım.

Erdoğan Teziç’in de deyimiyle “en iyi seçim sistemi hangisidir” sorusuna verilebilecek bir yanıt yoktur. Çünkü tercih edilen seçim sistemi bir siyasi tercih meselesidir ve mutlaka belirli bir amacı koruma gayesi güder.

Seçim sistemleri dendiğinde akla ilk olarak gelen, “temsilde adalet” ve “yönetimde istikrar” kavramlarıdır.[2] Bu ilkelerden hangisine ağırlık verilirse, diğeri geri plana itilir. Yani ideal olan bu iki ilkeyi birbirine mümkün olduğunca yaklaştırmaktır. Bu noktada akla bizim sistemimizde de uygulanan %5’lik genel baraj gelmektedir. Genel ülke barajının her zaman için anayasaya aykırılık oluşturmayabileceği söylenebilir. Örneğin; Türkiye Anayasa Mahkemesi, sistemin doğasından kaynaklanan barajların, olağan dışı ölçülere varmadıkça kabul edilebileceğini ifade etmektedir. Bu anlamda, Anayasa Mahkemesi Türkiye’deki %10’luk barajın “yönetimde istikrar” ilkesine uygun olduğuna kanaat getirmiştir.[3] Ne var ki Türkiye’deki bu barajın, temsilde adaletten uzaklaşmaya yol açtığı ve pratikte sakıncalara neden olduğu da bir gerçektir ve sıkça ifade edilmektedir. Ancak örneğin, yine Türkiye Anayasa Mahkemesi, her seçim çevresinde,  genel ülke barajına ek olarak getirilen ayrı bir çevre barajı bulunmasının “temsilde adalet” ilkesi ile bağdaşmadığını belirterek çevre barajını iptal etmiştir[4] Aslında burada çelişkili bir durumun varlığından ve yüksek olduğu söylenebilecek %10 barajının da “temsilde adalet” ilkesi ile bağdaşmadığından söz edilebilir.

KKTC Anayasası’nın 68. maddesinde seçimlerin serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm ilkelerine uygun olarak yapılacağı ve seçimlerle ilgili diğer kuralların yasa ile düzenleneceği belirtilmiştir. Yani, KKTC’de de bu esaslardan ayrılmamak şartıyla yasa koyucu, uygun göreceği bir seçim sistemini kabul etmekte serbesttir. Bu takdir hakkı nedeniyledir ki, yukarıda da değinildiği gibi, genel ülke barajının dahi her durumda, seçme ve seçilme hakkına bir aykırılık oluşturmayacağı görülmektedir. Ancak, seçim sistemi ile ilgili tercih yapılırken, ülkenin siyasi ve sosyal koşullarına, gerçeklerine ve yararlarına uygun olacak bir sistem tayin edilmelidir ve yasa koyucunun bu noktadaki tercih hakkı tamamen sınırsız değildir. Şöyle ki; seçmenlerin serbest irade açıklamasını tıkayacak bir seçim usulü belirlenmemelidir.

Bilindiği üzere, 5/1976 sayılı Seçim ve Halkoylaması Yasası’nda son yapılan değişikliklerle, kişisel çıkarlara endeksli siyaset biçimi yerine, kamuoyunu doğrudan ilgilendiren, toplumsal çıkarların ortaya konduğu yeni bir siyasal düzenin yaratılmasının hedeflendiği belirtilmiştir. Bu değişikliklerin istenilen sonucu verip vermeyeceği ile ilgili kesin bir yargıya varmak henüz mümkün değildir.

Değişikliğe göre, halen, Lefkoşa, Gazimağusa, Girne, Güzelyurt, İskele ve Lefke’de ayrı ayrı milletvekili kotaları varlığını sürdürmektedir, ancak seçmenler tüm bölgelerle ilgili oy kullanabilecektir. Tufan Erhürman’ın belirttiği üzere bu sistem mutlak tek liste değildir. Çünkü mutlak tek liste söz konusu olsaydı, tüm ülke tek seçim bölgesi olarak kabul edilecekti.[5] Yine Tufan Erhürman’ın basında yer alan açıklamasına göre mutlak tek listeye geçilse idi,  Güzelyurt ve İskele gibi küçük ilçelerden hiç milletvekili çıkmaması veya bugünkünden az sayıda milletvekili çıkması söz konusu olabilecekti.[6] Dolayısı ile, bu tercihin “temsilde adalet” ilkesine yaklaşmak maksadı ile tercih edildiği söylenebilir.

Yine, Yasa’nın 101. maddesinde yapılan değişikliğe göre, oyunu karma olarak kullanmak isteyen seçmen, hangi ilçeden aday olduğuna bakılmaksızın, en az 24, en fazla 50 adaya oy verebilecektir. Ancak, her ilçeden o ilçedeki aday sayısının en az yarısı kadar adaya oy verme zorunluluğu vardır. Şu an için Lefkoşa’da 16 aday, Mağusa’da 13 aday, Girne’de 10 aday, Güzelyurt’ta 4 aday, İskele’de 5 aday, Lefke’de 2 aday olacaktır ve belirtildiği gibi, seçmenler bu adayların tümü için oy kullanabileceklerdir. Bu bağlamda Mağusa’da 6, Lefkoşa’da 8, Girne’de 5, Güzelyurt’ta 2, İskele’de 2, Lefke’de ise 1 tercih yapılması gerekmektedir .

Belirtmek gerekir ki, bu maddeye göre, seçmenin aday sayısının yarısından az sayıda adaya oy verdiği ilçelerde kullandığı karma oylar geçersiz sayılacaktır. Ancak,  seçmenin, aday sayısının en az yarısı kadar adaya oy verdiği ilçelerdeki oyları geçerli kabul edilecektir. Diğer bir deyişle,  eğer seçmen karma oy kullanırken herhangi bir ilçede hata yaparsa o ilçedeki oylar geçersiz olacaktır. Bu husus zaten çok karmaşık olan oy kullanma yönteminde oyların tümünün geçersizliği yerine, doğru şekilde oy kullanılan ilçelerdeki oyların geçerli kabul edilmesine neden olacağından, nispeten de olsa olumlu bir düzenleme olarak getirilmek istenmiş olabilir.

Geçerli karma oyların toplamının 24’ün altına düşmesi halinde ise oy pusulası geçersiz hale gelecektir. Ancak deyim yerindeyse, bir oy pusulasının bir kısmının geçerli, bir kısmının geçersiz sayılmasının adaletsiz ve gerçek anlamda irade serbestisini etkileyen bir nokta olduğu söylenebilir.

Aynı maddeye göre, seçmenler, mühür artı tercih seçeneğinde, bu tercih hakkını kullanmak istediği her ilçede, o siyasal partinin listesinde bulunan adayların (kesirler hesaba katılmayacak şekilde) yarısı için oy kullanmak zorundadır. Burada en az 24 tercih kuralı söz konusu değildir; seçmenler dilerlerse, örneğin, sadece Lefke ve İskele adaylarının tam yarısına karşılık gelecek şekilde tercih yapabileceklerdir. Mühür artı tercih yapıldığında, tercihler hata yüzünden geçersiz sayılsa da mühür geçerliliğini koruyacaktır. Yani tercihler yarıdan az veya yarıdan fazla olursa, o ilçe veya ilçeler için tercihler geçersiz sayılacak, geçerli oy kullanılan ilçeler için ise tercihler ve mühür geçerli olacaktır.

Bağımsız adaylarla ilgili olarak da var olan düzenlemeye göre, seçmen bağımsız adayları seçerken  yine her ilçeden en az aday sayısının yarısı kadar oy kullanmak zorundadır. Yani seçmen bir bağımsız aday seçecekse, partilerden de karma oy kullanmak ve seçimini 23 tane partili adayla tamamlamak zorunda bırakılmıştır. Diğer bir deyişle, halen mevcut olan ve bağımsız adayların seçilmesini zor kılan düzenlemede de herhangi bir değişiklik yapılamamıştır. Buradaki düzenleme ile ilgili tercih nereden kaynaklanıyor olursa olsun, ideal ve/veya doğru olan, asgari sayıda oy kullanma zorunluluğu yerine tek bir adaya da oy verilebilecek bir düzenleme yapılması idi demek yanlış olmayacaktır. Nitekim tasarının komitede değiştirilmeden önceki halindeki düzenleme bu şekilde idi.

Görüldüğü gibi belli sayıda oy verme zorunluluğu (ki bu durum yasada yapılan değişiklikten önce de mevcuttu), genel olarak sadece bağımsızlar için değil tüm karma oy kullanımları için de esas alınmıştır. Bu noktada seçmen iradesine, demokratik hukuk devletine ve seçim sonuçlarına suni bir müdahalenin[7] varlığından söz edilebilir. Çünkü ana amaç, seçmen görüşünün yasama organına mümkün olduğunca yansıtılması olmalıdır. Diğer bir deyişle, değişikliğin, her ne kadar tartışmalı da olsa, seçme hakkının kullanılmasını örtülü bir şekilde sınırlandırdığı, hakkın özüne dokunduğu ve bu anlamda da ortada seçimlerin serbestliğine aykırı bir durum olduğu söylenebilir.

 

Meliz Erdem

 

[1] Teziç, E., Anayasa Hukuku, Beta Yayınları, 1998, s. 269

[2] A.g.e., s. 300

[3] E. 1995/54, K. 1995/59, 18.11.1995 tarihli karar

[4] Aynı karar

[5]http://www.gunlukkibris.com/HaberinDetayi?link=Erhurmandan_10_Maddede_Yeni_Secim_Yasasi

[6]http://www.gunlukkibris.com/HaberinDetayi?link=Erhurmandan_10_Maddede_Yeni_Secim_Yasasi

[7] Türkiye Anayasa Mahkemesi bir başka bağlamda bu ilkelere değinmiştir. Bkz. Uzeltürk, S., Türk Anayasa Mahkemesi Kararlarında Seçim Sistemleri, http://www.anayasa.gov.tr/files/pdf/anayasa_yargisi/anyarg23/uzelturk.pdf

 

Unutmadık, aklımızda!

Batuhan_Beyatli

Azınlık hükümetinin Başbakanı Hüseyin Özgürgün ve bir önceki hükümetin büyük ortağı CTPGenel Başkanı Tufan Erhürman’ın birbirlerine televizyon ekranında “hodri meydan” çekmesiyle erken seçim süreci başladı. Dünya üzerinde yaşadığımız bu olayın başka bir örneği var mıdır bilmiyorum ama bu restleşmenin sonucunda, 45 yıl içerisindeki 40. Hükümeti belirlemek için sandıklar tekrar kurulacak. Ülkemizde seçimlerin yaklaştığının habercisi olan ve manipülasyon aracı olarak kullanılagelen “acil durum anketleri” de gündemi meşgul etmeye başladı. En iyi anketin seçim günü halk tarafından yapılacağına inanlardanım; bu yüzden anketler konusuna girip sözü uzatmadan, son yıllarda hükümet-çilik- edenlerin bize yaşattığı bazı utançları hatırlatarak hafızalarımızı tazelemek isterim.

Aslında sekiz yıl geçse de herkesin hatırladığına emin olduğum bir olayla başlayalım. Serdar Denktaş, Sim Radyo’da yaptığı açıklamada nasıl oy satın aldığını aşağıdaki sözlerle itiraf etmişti. İki yıl hapis cezası olan bu gelişmeden sonra inceleme başlatılmıştı, ama asla sonuçlanmayacak bir inceleme. Serdar Denktaş mevcut hükümetin Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı görevinde…

“Biz de (oy satın) aldık! Çok daha düşük imkanlarımız vardı ama o imkanlar çerçevesinde aldık. Bu taleplerin bize gelmesini önleyecek tedbirleri almak siyasilerin elindedir. Vazgeçelim artık, çünkü tahmin edilen boyutları çok aşmıştır. Eskiden neydi, gelirdi insanlar, ailece bu sıkıntım var aşmak isterim, derdi, yardımcı olurdunuz. Bu başka bir şeydir. Kelle başı 200 lira kelle başı, 100 lira kelle başı, 300 lira diye sizinle pazarlık eden insanlar var artık. Yoksa çıksın bu diğer partiler de yoktur desin. Seçimlerde son iki saat çok daha yoğun oy verme süreci yaşanmıştır. Bunun içerisinde pikniğinden gezmesinde dönerek gelmiştir bunun için yoğunlaşmıştır. Bir kısım da beklenti karşılandıktan sonra yoğunlaşarak gelmiştir. Bunu da hiçbir parti sakın olmadı yaşanmadı diye ortaya çıkmasın, ispatlarıyla önlerine çıkarım. Elimde listeler var, kimlik numaralarıyla isimleriyle bana gelen, ama satın alamadığım oylar bunlar. Bahsedilen tamamen bir oy borsası. Önce 350 TL’den başlayan oy satış fiyatlarını 250’ye, sonra 100’e, en son da 75’e kadar düşürdüm. Bunlar kelle başı fiyatlar ve seçim zamanı yaklaştıkça piyasa fiyatları da düşüyor. Eskiden en fazla bütün kampanya boyunca toplam 250 kişiyi satın alırdın, ama şimdi bir kalemde o kadar satın alabiliyorsun. Bu işin aracıları var. Geliyorlar ve bizim işte kimlik numaralarımız, isimlerimiz, bunları değerlendirin diyorlar. Aracı da “Ne istiyorsun” diyerek pazarlığı açıyor.”

Siyasetteki yozlaşmayı ilk ağızdan belgeleyen itirafın üzerinden 1 sene geçtikten sonra, ulusal havayolu şirketimiz olan Kıbrıs Türk Hava Yolları son uçuşunu yaptı. Çalışanların mağduriyetleri, açlık grevleri, eylemler… Tarihimize kara bir leke olarak geçen bu iflastan sonra kurulan Meclis Araştırma Komitesi elle tutulur hiçbir açıklamada bulunmadı. UBP CTP’yi, CTP de UBP’yi suçladı; ama hiçkimse mahkemede yargılanmadı. İrsen Küçük döneminde Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı olan Hamza Ersan Saner yeni bir havayolu şirketinin kurulacağını açıkladı. Açıklamanın ardından 7 yıl geçmesine rağmen yeni bir havayolu şirketi kurulmadı. İrsen Küçük evine geri döndü, Hamza Ersan Saner ise şu an farklı bir bakanlığın başında. KTHY partizanlık ve kötü yönetim sonucunda batırıldı. Sorumlular yargılanmasa da biz onların kim olduğunu biliyoruz, unutmadık. Onlar da toplum vicdanında yargılanacaklarını unutmasınlar.

Sene 2012…  Dışişleri Bakanlığı Bakanlık Müdürü Ulaş Kıvılcım, dönemin Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün’ün sabit radar kameralarında yediği trafik cezalarının silinmesi için Polis Genel Müdürlüğü’ne resmi yazı yazarak “rica”da bulundu. Bu rica üzerine Özgürgün’ün tam 11 trafik cezası silindi. Olay ortaya çıktıktan sonra topu Bakanlık Müdürüne atan ve bunu Kıvılcım’ın işgüzarlığı olarak nitelendiren Özgürgün, bu olaydan tam 5 yıl sonra kızının diploma törenine yedi kişilik heyetle katıldı. Katılanların masrafları ise devlet kaynakları kullanılarak karşılandı. KKTC Ombudsman’ı Emine Dizdarlı, geçen yıl Başbakan Hüseyin Özgürgün’ün kızının İstanbul’daki diploma törenine kalabalık bir heyetle yaptığı ziyareti eleştiren bir rapor yayınladı. Raporda; ziyarette devlet kaynaklarının kullanıldığı belirtilerek, “Başbakan sadece toplum vicdanını rahatsız etmekle kalmadı, Anayasa’nın kendisine yüklediği mali kaynakların idareli kullanımına ilişkin görev ve ödevi de göz ardı etti” değerlendirmesinde bulunuldu.

Özgürgün’ün trafik cezalarının silinmesinin izleri henüz silinmeden, ülke bir rüşvet skandalıyla çalkalandı. 2013 yılında yeni kurulan geçici hükümetin güven oylaması için toplanan KKTC Meclisi rüşvet iddiaları ile karıştı. Elinde paralar ve CD ile kürsüye çıkan Milletvekili Ejder Aslanbaba, DP-UG Genel Başkanı Serdar Denktaş ile Ahmet Kaşif’in kendisinden güven oylamasında ‘Evet’ demesi ve milletvekilliğinden istifa etmesi karşılığında 7 bin 700 Euro rüşvet teklif ettiğini öne sürdü. Aslanbaba, Kaşif ve Denktaş’ın kendisine ayrıca maaş bağlama, İskele Belediye Başkanlığı gibi vaatlerde bulunduklarını da iddia etti. Olaydan sonra açıklama yapan DP-UG Milletvekili Ahmet Kaşif, Aslanbaba’ya verilen paranın kesinlikle rüşvet olmadığını, paranın borç olarak verildiğini söyledi. Bu olaydan sonra ‘transfer rekortmeni’ olan Kaşif, DP-UG’den istifa ederek UBP’ye geçti; Ejder Aslanbaba ise Yeniden Doğuş Partisi’nden milletvekili adayı olmak için kolları sıvadı.

2013’te kurulan CTP-DP ortaklık hükümeti, vaat ettiği 67 yasanın sadece 6 tanesini yaptı. 2015’e gelindiğinde bu kez de CTP-UBP ortaklığı kuruldu ve ‘kopyala yapıştır’ yöntemiyle 406 vaadi içeren bir hükümet programı yayınlandı. Sonuç ne mi oldu? Rahmetli Ciğerci Ahmet Dayı’nın dediği gibi: ‘Fasulyenin yahnisi, gitti geldi aynisi…’ Bu hükümet döneminde Ulaştırma Bakanı olan Tahsin Ertuğruloğlu’nun 11 Milyon 250 bin Dolarlık ‘ihalesiz’ denetleme hizmet alım sözleşmesinin altına imza koyması, Ombudsman raporuna konu oldu. Bu dönemde Toparlanıyoruz Hareketi, Meclis Soruşturması açılması için milletvekillerine çağrıda bulundu. Bunlar yaşanırken dönemin CTP Genel Sekreteri Tufan Erhürman, kişisel blogunda yaptığı ilk açıklamada şaibeli hizmet alımından söz etmeksizin; Ombudsman Dizdarlı’nın konuyu önce idareyle paylaşıp çözüm araması gerektiğini, çözüm bulunamaması halinde kamuoyuyla paylaşmasının doğru olacağını söylemişti. Erhürman daha sonra yaptığı açıklamada ise Dizdarlı’ya destek çıkarak, toplumun en kısa sürede aydınlatılması gerektiğini açıkladı. Gelişmeler üzerine Toparlanıyoruz Hareketi’nin önerdiği gibi konuyla ilgili olarak ‘Meclis Soruşturması’ başlatmak yerine ‘Meclis Araştırma Komitesi’ kuruldu. Bu komitenin görev süresi dolmasına, hatta bu sürenin 3 ay daha uzatılmasına rağmen; rapor sürenin uzatıldığı tarihten de sonra sunuldu. Meclis araştırma komitesinde yer alan isimleri hatırlatmakta fayda var: CTP’den Fazilet Özdenefe ve Tufan Erhürman, DP’den Hüseyin Avkıran Alanlı, UBP’den ise Ersin Tatar ve İzlem Gürçağ. Gelinen aşamada; CTP Genel Başkanı Erhürman, konuyla ilgili olarak; polise başvurup, yargılama talep edeceklerini açıkladı.

2016 yılının Ağustos ayında ise UBP-DP azınlık hükümeti iş başındaydı. Bu sefer gündemde -yine ihalesiz alınan- 17 adet ‘kara’ Mercedes vardı. Makam araçlarının yenilenmesine tam 2 Milyon TL harcandı. Toparlanıyoruz Hareketi’nin 2 Milyon TL tutarında Mercedes marka makam aracı alım kararına karşı açmış olduğu davanın duruşmasında söz alan Serdar Denkaş şu ifadeleri kullanmıştı: “Bakanlar Kurulu olarak ihalesiz alma yetkim var. İhale yapmaya gerek yoktur. Sözleşmede belirtilen aynı şartları belirleyebilseydik, Porsche de alabilirdim. Mercedeslerin fiyatı son derece uygundur.” Kuzey Kıbrıs’ta makam araçları yenilenirken, yollar eski kaldı. Ölüm yollarında her ay ortalama 3 insanımız hayatını kaybediyor. Mercedesler insan hayatından önemli mi? Bunun cevabını sandıkta göreceğiz.

Son 10 yıl içerisinde yaşadığımız olayların hepsini yazmaya ve detaylı bir şekilde anlatmaya çalışsam, bunun için birkaç sayfa yeterli olmayacaktır. Bu yüzden utanç kaynağımız olan başka bir konuyla yazımı bitirmek istiyorum. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Hamza Ersan Saner, 2017 yılının başında yaptığı açıklamada “denetleme yaparsak bütün inşaatlar durur” demişti. Denetleme olmadı, inşaatlar da durmadı; ama denetimsizliğin faturası ağır oldu. Son 5 yılda 1243 ‘iş kazası’ meydana geldi, tam 44 emekçi ‘iş cinayetine’ kurban gitti. Toparlanıyoruz Hareketi’nin denetimler ve kaza raporlarıyla ilgili Çalışma Dairesine yaptığı yasal bilgi talepleri sonuçsuz kalınca, konu Ombudsman’a aktarıldı.

Yakında tekrar sandık başına gideceğiz. Tüm partiler ve adaylar çalışmaya başladı. Anketler yayınlandı, meyhanelerle anlaşmalar yapıldı. Bazı vekiller için de transfer sezonu resmen başlamış oldu ve pazarlıklar hız kazandı. Biz ise halkı ‘gerizekalı’ sananları unutmadık, aklımızda!

 

Batuhan Beyatlı

 

Kaynak:

www.koltuksevdasi.com

http://www.milliyet.com.tr/serdar-denktas–paramiz-kadar-oy-satin-aldik-siyaset-1087582/

https://www.cnnturk.com/2010/ekonomi/sirketler/06/22/kthynin.ucuslari.durduruldu/580897.0/index.html

http://haberkibris.com/ozgurgun-11-kez-trafik-cezasini-sildirdi-2012-08-11.html

http://toparlaniyoruz.org/2016/01/27/toparlaniyoruz-hareketinden-tahsin-ertugruloglu-hakkinda-meclis-sorusturmasi-dilekcesi/

http://www.yeniduzen.com/ercan-raporu-curumeyi-belgeledi-94679h.htm

http://www.kibrisgazetesi.com/adli-haberler/denktas-istesem-porsche-alirdim/4291

http://www.ankaradegillefkosa.org/6-yilda-44-is-cinayeti/

http://www.ankaradegillefkosa.org/erhurman-ertugrulogluna-sahip-cikti-once-idare-ile-paylasmasi-gerekirdi

 

 

 

‘Toparlanıyoruz Hareketi bu seçimde ne yapacak?’

topar231

Erken seçim ülke gündemini hızlıca işgal etti. Şimdi, seçime girecek partiler ve adaylar yaklaşan seçimlerin telaşıyla hazırlanacaklar, stratejiler, programlar belirleyecekler, halka vaatler verecekler, ziyaretlerde bulunacaklar, genel nabzı tutmaya çalışacaklar. Daha önce verdikleri sözlerini tutmayanlar ise ‘gönül alma operasyonları’na girişecekler.

Toparlanıyoruz Hareketi olarak, yapılacak olan seçimlerin şimdiden ve her zaman ülkeye en hayırlısı olması dileğimizdir. Unutulmamalı ki, seçmenin görevi sandığa gidip oy vermekle bitmemektedir. Tam aksine… Seçimden seçime sadece sandıkta hesap soran, tepki koyan vatandaş değil; her zaman hesap soran vatandaş şüphesiz ki siyasetçilerin daha dikkatli, daha düzgün iş yapmalarını sağlayacaktır. Toparlanıyoruz Hareketi de seçilmişleri denetlemeyi, hesap sormayı, kendisine misyon edinmiş bir harekettir.

Şimdiden merak edilen bir soru, Toparlanıyoruz Hareketi’nin bu seçimlerdeki tavrının ne olacağı ve Hareket’in ne yapacağıdır. Kısaca özetlemek gerekirse:

  1. Toparlanıyoruz Hareketi tüm partilerin daha iyi bir gelecek için başarılı olmasını ister.

Toparlanıyoruz Hareketi ‘temiz toplum, temiz siyaset, kendi irademize bağlı bir gelecek’ ilkeleriyle ortaya çıkmıştır. Bu ilkeleri benimseyen, çağdaş, demokratik, adil, şeffaf ve hesap verebilir bir hukuk devleti için mücadele edecek tüm partilerin ve adayların başarılı olmasını arzu eder. Bu ilkelere ters davrananların ise, her kim olursa olsun, her zaman karşısındadır.

 

  1. Toparlanıyoruz Hareketi tüm partilerden bağımsızdır.

Toparlanıyoruz Hareketi kuruluşudan günümüze maddi ve manevi gücünü gönüllülerinden almış bir sivil toplum örgütüdür. Bir siyasi parti olmadığı gibi, hiçbir siyasi parti, örgüt ve kuruluşun alt veya yan kuruluşu da değildir. Bundan yaklaşık dört sene önce söylediği “Hiçbir siyasi partinin arka bahçesi değiliz!”söylemi bugün de tamamen geçerlidir. Toparlanıyoruz Hareketi’nin, içinden çıkarak siyasallaşan bir yapıya ise daha ayrıcalıklı veya daha esnek yaklaşaması ise kesinlikle düşünülemez.

 

  1. Toparlanıyoruz Hareketi faaliyetleriyle önemini ispatlamaya devam etmiştir.

Toparlanıyoruz Hareketi sadece son bir yılda , ‘temiz siyaset, temiz toplum’ ilkelerinden yola çıkarak Ercan Havaalanı İhalesi’yle ilgili soruşturma açılmasını talep etmiş, sürdürülen Meclis araştırmasının zamanında tamamlanması için baskı yapmış; Ercan Havaalanı’ndaki müşavirlik işleriyle ilgili bilgileri ve belgeleri dava yoluyla almayı başarmıştır. İlaveten, Salamis Arkeolojik Sit Alanı içerisinde yapılmaya çalışılan olumsuz değişiklikleri engellemiş; kamuoyunda büyük yankı uyandıran ihalesiz Mercedes alımlarını yargıya taşımış; yine devletin değişik kurumlarının bilgi edinme hakkına saygı göstermemesini Ombudsman’a şikayet etmiştir. ‘Kendi irademize bağlı gelecek’ ilkelerine sadık kalarak Sivil Savunma Teşkilat Başkanlığı atamalarının yasal prosedüre uyulmadığı iddiasıyla yargı yoluna gitmiş, ayrıca Başbakan ve Bakanlar Kurulu’na Merkez Bankası Başkanlığı atamasını neden yapmadığını sormuştur. Gerektiğinde Meclis’e yasa tasarılarıyla ilgili önerilerini sunmuş, Cumhurbaşkanı’na önüne gelecek olan ülkesel kalkınma planı olmaksızın yapılan bütçe çalışmamaları onaylamamasını salık vermiş, ve daha birçok çalışmalarda bulunmuştur. Kısacası, Hareket tüm faaliyetlerini gönüllüleriyle, her zaman iddia ettiği gibi sadece toplum çıkarlarını gözeterek yapmıştır.

 

  1. Toparlanıyoruz Hareketi seçimlerde de tüm partilerin ve adayların çalışmalarını yakından takip edecektir.

Daha önce olduğu gibi, Toparlanıyoruz Hareketi, seçimlerde milletvekili adaylarına ve partilere sorular yöneltecek, şeffaflıklarını talep edecek ve seçmenlere yönelik bilgilendirici çalışmalarda bulunacaktır. Seçim sürecinin resmi olarak başlamasıyla beraber, bu faaliyetler de kamuoyuna yansıyacaktır.

Şimiden kamuoyuna saygı ile duyurulur.

KKTC Merkez Bankası’na Neden Başkan Ataması Yapılmıyor?

yeni-kabine

KKTC Merkez Bankası (41/2001) Yasası’nın 10. Maddesi gereğince, Merkez Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Bakanlar Kurulu’nun onayı ile Başbakan tarafından atanır. Hal böyleyken, yaklaşık dört aydan beridir bu önemli kuruma bir atama yapılmamıştır. Kuzey Kıbrıs’taki finans sektörünün kontrol ve denetlenmesinden sorumlu olan bu kurumun başkanlığına, aradan uzun bir süre geçmesine rağmen atama yapılmaması hayret ve endişe vericidir. Özellikle son haftalarda, bazı yerel bankalarla ilgili olarak basında yer alan çarpıcı haberlerden sonra, Merkez Bankası’nın görevini yerine getirip, gerekli önlemleri alması bir o kadar daha önemli hale gelmiştir.

Toparlanıyoruz Hareketi olarak Başbakan ve Bakanlar Kurulu üyelerine şu soruları yöneltmek istiyoruz:

  1. KKTC Merkez Bankası Yönetim Kurulu Başkanı’nın kimin tarafından atanabileceğini biliyor musunuz?

 

  1. Son dört ay içerisinde; geçici personel ve üst kademe yöneticileri atamaktansa, finans sektörü için en önemli kurumun başkanını atamak neden aklınıza gelmedi?

 

  1. Bakanlar Kurulu toplantılarında şaibeli olarak aldığınız; vatandaşlık verme, yurtdışı gezilerini onaylama ve su kuyusu açma izinleri gibi yüzlerce kararın Merkez Bankası Başkanı’nın atanmasından daha önemli olduğunu mu düşünüyorsunuz?

 

Bakanlar Kurulu’nun görevi toplumun genelini ilgilendiren konularda öncelikli olarak kararlar almak olmalıdır. Sadece yandaşlara ve kendisine yakın zümrelere avantaj sağlıyor olmak, ne yasalarla ne de etik değerlerle bağdaştığı gibi, halkın kurumlara olan güvenini de derinden sarsmaktadır.

Toparlanıyoruz Hareketi olarak, kendi irademize bağlı bir gelecek ilkesinden ayrılmadan; başta Başbakan ve Başbakan Yardımcısı olmak üzere, tüm Bakanlar Kurulu üyelerini, görevlerini derhal yerine getirmelerine davet ederiz.

 

Toparlanıyoruz Hareketi

Tahsin Ertuğruloğlu hakkındaki iddialarla ilgili Polis Genel Müdürlüğü ve Meclis’e Müracaat…

meclis_genel_kurulu_yarin_toplanacak_h3886

Bilindiği üzere 14 Haziran 2017 tarihinde, basına yansıyan ve kamuoyunda tartışmalara sebep olan, Ercan Havalimanı işletmecisi ve Taşyapı Group yetkilisi Emrullah Turanlı, Bakan Tahsin Ertuğruluoğlu’na yönelik birtakım iddialarda bulunmuştur. Emrullah Turanlı basında çıkan ifadelerinde, o dönemde Ulaştırma Bakanı olarak görev yapan Tahsin Ertuğruloğlu’nun, kendisini makamına çağırarak tehdit yolu ile kendisinden bir başka şahsa para ödenmesini talep ettiğini  iddia etmiş ve elinde konuyla ilgili belge/dellillerin de bulunduğunu söylemiştir.

Toparlanıyoruz Hareketi olarak, bu ciddi iddiaların doğruluğu halinde Fasıl 154 Ceza Yasası’nda düzenlenen, özellikle, “Görevini Kötüye Kullanma” ve/veya “Görevi İhmal Etmek” ve/veya  “Rüşvet” ve/veya “İrtikap” suçları kapsamına giren eylemleri içerebileceklerini de dikkate alarak adım atmış bulunuyoruz. Bu bağlamda, öncelikle konu iddialar hakkında soruşturma başlatılması için Polis Genel Müdürlüğü’ne müracaatta bulunduğumuzu ve konun takipçisi olacağımızı duyururuz.

Buna ek olarak, KKTC Meclis Başkanlığı’na Bakan Tahsin Ertuğruloğlu hakkında Meclis Soruşturması açılması için dilekçe vermiş bulunmaktayız. Hatırlanacağı üzere, Ombudsman Emine Dizdarlı’nın Ercan İhalesi ve Tahsin Ertuğruloğlu’yla ilgili yayınladığı raporunun ardından 27 Ocak 2016 tarihinde de Meclis’teki tüm milletvekillerine Meclis soruşturması açılması için önerge verilmesi konusunda dilekçe vermiş, ancak herhangi bir yanıt alamamıştık. Bu nedenle bu talebimizi tekrar ederiz.

Şüphesiz ki, soruşturma, varsa suçluları tespit etmek yanında, suçsuz olanların aklanması yönünde önem arz etmektedir. Gelinen aşamada, halkın siyasilere karşı güven erozyonu yaşadığı da dikkate alındığında, tüm kesimlerin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi beklenmektedir.

Bu vesile ile, Polis Genel Müdürlüğü’nü, önünde herhangi bir müracaat olmaksızın dahi görevi olan soruşturmayı başlatması, KKTC Meclisi’ndeki milletvekillerini, yasa yapma yanında en az bu faaliyet kadar önemli olan yürütmeyi denetleme görevinden hareketle Bakan Tahsin Ertuğruloğlu hakkında Meclis soruşturması başlatması için girişimde bulunmaya, ve basında çıkan haberde adı geçen diğer kişileri de konuyla ilgili açıklama yapmaya davet ederiz.

 

Toparlanıyoruz Hareketi