Toparlanıyoruz

Daha İyi bir Gelecek için #toparlanıyoruz

Karpaz “Doğal ve Arekeolojik Sit Alanı”

Altınkum

10 Ocak 2017 tarihinde toplanan Anıtlar Yüksek Kurulu, tek gündem konusu olarak Karpaz bölgesindeki “doğal ve arkeolojik sit alanı” içerisinde arkeolojik alanlara yönelik “derecelendirme” çalışmalarını görüşmüştür. Konuya duyarlı tarafların medya kanalı ile yansıttığı ve bölgenin geleceğine yönelik endişelerin paylaşıldığı görüşlerden de izlendiği gibi konu; cevaplanması gereken birçok soruyu içermektedir. Şöyle ki;

  • Öncelikle 1995 yılında Anıtlar Yüksek Kurulu tarafından “Doğal ve Arkeolojik Sit Alanı” daha sonra da Çevre Dairesi kanalı ile “Özel Çevre Koruma Bölgesi” ilan edilen bölge içerisindeki arkeolojik sit alanlarının “derecelendirme” gerekçesi nedir?
  • Derecelendirme çalışması neden bölgenin tümü için değil de Apostolos Andreas Manastır yolunun sadece doğu kısmı (deniz tarafı) için öngörülmektedir?
  • Derece sit alanlarında kontrollü inşaat izni verilebileceğinin 60/94 sayılı Eski Eserler Yasası’nda öngörülmesi, “derecelendirme” isteminin çok da masumane olmadığını akla getirmektedir.

Yukarıdaki tüm endişeleri taşımamız yanında, 60/94 sayılı Eski Eserler Yasası’nın konuya yönelik düzenlemeleri bizleri rahatlatmaktadır. Ancak, ülkemiz yöneticilerinin yasaları uygulama alanındaki kötü şöhretleri, tedirgin olmamıza neden olmaktadır.

Konunun gündeme gelme nedeni, her ne kadar “siyasi baskı” olarak sosyal medyada yer almışsa da; böyle bir yaklaşım, bağımsızlığı yasa ile düzenlenmiş Anıtlar Yüksek Kurulu gibi saygın bir kurulun saygıdeğer üyelerini rencide edebilmektedir. Görev yetki ve sorumlulukları yasa ile düzenlenmiş bu üyelerin “siyasi baskıdan” etkilenmelerinin hiçbir mantıki izahı olamayacağı açıktır.

Toparlanıyoruz Hareketi olarak endişelerimizi dile getirirken, Anıtlar Yüksek Kurulu üyelerinin, gerek görev yetki ve sorumluluk, gerekse kamu yararı bilinci içerisinde konuyu inceleyip karar üreteceklerine olan inancımızı belirtir, endişelerimiz giderilinceye kadar konunun takipçisi olacağımızı da vurgularız.

Toparlanıyoruz Hareketi

Ara emri kararı Hükümet’in Pirus Zaferi olmalıdır…

Pirus Zaferi tanımı, verilen kayıplar karşısında anlamsız hale gelen zaferleri anlatmak için kullanılır. Her ne pahasına olursa olsun kazanılan bir zafer, sonuçta korkunç bir “zafer” olarak kendini gösterir. Bağlı olmakla yükümlü oldukları Anayasa ve yasalara uymayanlara karşı duyarlı olmak ve onlara karşı mücadele etmek tüm vatandaşların sorumluluğu ve önceliği olmalıdır. Çünkü, halkın çıkarlarını geri plana itip kendi çıkarlarını öne koyanlara ve devlet imkanlarını sorumsuzca kullanmayı huy edinmişlere en çok yakışan tam da Pirus Zaferleri’dir.

Hatırlanacağı üzere, Toparlanıyoruz Hareketi’nin UBP-DP Hükümeti’nin 2 milyon Türk Lirası harcayarak ihalesiz olarak almış olduğu makam araçlarıyla ilgili ara emri başurusu, Yüksek İdare Mahkemesi’nde görüşülmüş, konu ardından da istinafa taşınmıştı. 6 Ocak 2017 tarihli istinaf kararında Mahkeme, en basit anlatım ile dava açma hakkı ve/veya yetkisine sahip olmak manasına gelen ‘meşru menfaat’ olgusuna vurgu, Toparlanıyoruz Hareketi’nin meşru menfaati olmadığı görüşüne varmış; dolayısıyla istinaf başvurumuz reddedmiştir.

Gelinen noktada, Mahkeme kararından yola çıkarak, ‘alımların yasallığı yargı tarafından da onaylandı’ sonucuna varılamayacağını bir kez daha vurgularız. Diğer bir deyişle, şu ana kadar işleyen hukuki süreç içerisinde, alımlarla ilgili esasa ilişkin hukuki noktalara değinme fırsatı bulunmamıştır. Bu safhada, Mahkeme kararı sadece ‘Toparlanıyoruz Hareketi olarak sizlerin bu davayı açmanız “meşru menfaat” sebebiyle mümkün değildir’ anlamına gelmektedir. Bu durumda, şüphesiz ki bir ilke olarak ‘meşru menfaat’ kavramının kamu yararı göz önünde bulundurularak zaman içerisinde daha geniş yorumlanması en çok bizleri sevindirecektir.

Yargı huzurunda ihalesiz olarak alınan makam araçları ile ilgili olarak, bu aşamada hesap vermekten kurtulan Hükümet yetkilileri kanımızca çok sevinmemelidir. Çünkü, temiz toplum, temiz siyaset ve kendi iradesine dayalı bir yönetimi hedefleyen Toparlanıyoruz Hareketi, sorumluların yasalara aykırı hareketlerini her daim eleştirecek; kamu çıkarlarını gözetecek ve bu çıkarlara aykırı olan kararların üzerine gidecektir. İptal davalarının idarenin gerçekleştidiği işlemlerin hukuka uygunluğunu sağlamak gibi çok önemli bir fonksiyonu olduğu düşünüldüğünde, derneğimizin “dava açabilme yetkisi”ne dair ortaya çıkan bu sonuç, hükümetin hukuka aykırı davranma cesaretini kırmak yönündeki adımlarımızı bu anlamda sekteye uğratmayacaktır.

Olay sadece Barbaros Şansal’ın şahsı ile ilgili değildir!…

Barbaros Şansal’ın KKTC’den gönderilmesi ile ilgili olarak yapılan işlem ve/veya eylemin dayanağına ilişkin henüz Başbakan ve/veya İçişleri Bakanı tarafından herhangi bir açıklama yapılmaması nedeni ile henüz bir açıklık yoktur.

Bu bağlamda sorulması gereken birtakım sorulara dair yanıtlar henüz açığa çıkmamış olmasına karşın, Toparlanıyoruz Hareketi olarak, verili koşullarda önce hedef gösterilen, ayrıştırılan ve bu nedenlerle de linç edileceği, vücut bütünlüğü ve hatta yaşam hakkına halel gelebileceği açık olan bir durumda, Barbaros Şansal’ın apar topar adadan gönderilmesini endişe verici bulmaktayız.

Bu durum özelde Barbaros Şansal’a karşı yapılan bir eylem gibi görünse de aslında bir “zihniyet”in ne kadar da tehlikeli bir biçimde belli aralıklarla hortladığını göstermektedir. Kişileri bu şekilde hedef göstererek, hem sosyal anlamda hem de maddi varlığı anlamında tehlikeye atan bu zihniyet, Sivas’ta Madımak Oteli’nde insanları diri diri yakan, 6-7 Eylül olaylarında neşet eden, Hrant Dink’în öldürülmesi ile sonuçlanan, Tahir Elçi’nin öldürülmesi ile sonuçlanan ve daha buraya sığmayacak birçok duruma yol açan zihniyetin aynısıdır. Bu noktada öncelikle işlem ve/veya eylemin sebebi ne olursa olsun bu zihniyete karşı gelinmelidir.

Bununla birlikte, daha önce de dile getirdiğimiz gibi, içerisinde bulunduğumuz yönetim anlayışını bu olay neticesinde usanmadan tekrar sorgulamayı gerekli görmekteyiz:

  • Barbaros Şansal anayasal bir hak olan düşünce ve kanaatlerinden ötürü mü apar topar sınır dışı edilmiştir?
  • Eğer yetkililer ‘daha önce işlediği bir suçtan ötürüdür’ diyecek olurlarsa, bu kişi olaydan sonra defalarca adaya gelip adadan ayrılmamış mıdır? Neden şimdi böyle bir yola gidilmiştir?
  • Ekonomik batıklıklarını, becerisizliklerini geçtiğimiz hükümet, acaba kişisel çıkarları ve/veya korkaklıkları yüzünden mi bu insanı sınır dışı etmiştir?
  • Bunu yaparken, temsil ettikleri ülkenin haysiyetine zarar verip vermediklerini bir an için dahi olsa düşünmemişler midir?

Toparlanıyoruz Hareketi olarak bir kez daha belirtmek gerekir ki belirttiğimiz bu zihniyet ne kadar endişe verici ise, bu zihniyetin suç ortağı olan bir yönetim tarafından “yönetilmek” de en az onun kadar endişe vericidir.

2016’da yapılacak olanlar(dı)

fft16_mf6883092

‘-Di’li Geçmiş Ekli Hükümet Uygulamaları’

– Cenk DİLER-

Güvenoyunu 27 Nisan 2016 tarihinde almıştınız. Üzerinden tam 8 ay geçti. Dile kolay!

31 sözünüzden sadece 1 tanesini gerçekleştirdiniz…

Başarı oranınız %3,23.

Bu müthiş bir rekor…

Üstelik; Sadece kendi halkınızı alay etmekle kalmayıp, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Hükümeti’ni de kandırıyorsunuz!

Gerçi tüm bunları yapmış olsaydınız da; toplumsal refahı sağlayamayacaktınız.

Toplumsal barışı gerçekleştiremeyecektiniz.

Asgari ücret yükselmeyecekti. Kişi başına düşen milli gelir yükselmeyecekti.

Türkiye konusu açıldığında mangalda kül bırakmayan AZINLIK HÜKÜMETİ, parayı kapınca, DİKİLİTAŞ ile sınırlı mahallesine geri dönüyor.

Verilen sözleri unutuyor.

Halk nezdinde sıfır olan itibarının taraftarlarını çoğaltmakta hiçbir sakınca görmüyor.

Kendi ayaklarınız üzerinde durmaya çalışmak yerine, çocuk gibi azarlanmaktan hiç utanmıyorsunuz!

Neler mi yapacaktınız?

HAZİRAN 2016’da;

Muhasebe Denetim Meslek Yasası çıkarılacak.

Burs harcamalarını azaltacak şekilde burs kriterleri değiştirilecekti.

İstihdam Stratejisi ve Eylem Planı uygulamaya konulacak.

 

AĞUSTOS 2016’da;

Eğitim eylem planı hazırlanarak yürürlüğe konulacak.

Norm kadroya geçilecekti.

Mevcut öğretmenler buna göre dağıtılacak.

2017-2020 Tarım Master Planı yayınlanacak.

 

EYLÜL 2016’da;

KKTC Faktoring, Finans Kiralama ve Finansman Şirketleri Yasası çıkarılacak.

Üniversitelerin yeterlilik şartları belirlenecek ve her üniversitenin bu şartları karşılayıp karşılamadığı denetlenecekti.

Toplu taşıma sisteminin hukuki altyapısı tamamlanacak.

Kayıtdışı Ekonomi ile Mücadele Eylem Planı hazırlanacak ve uygulanacak.

 

EKİM 2016’da;

Yeni Kamu Görevlileri Yasası çıkarılacak.

Çalışma saatlerinin düzenlenmesine ilişkin Bakanlar Kurulu Kararı çıkarılacak.

Tahakkuk esaslı Devlet muhasebesine geçilecekti.

Yatırım hariç turizm teşviklerinin tamamını kapsayan ve kaynakların verimli kullanımını amaçlayan yeni bir teşvik mevzuatı çıkarılacak.

Tarım Strateji Belgesi yayınlanacaktı (Tek icraatınız bu oldu).

Tarım Entegre Kayıt Sistemi oluşturulması ve geliştirilmesi konusunda T.C. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile işbirliği yapılacak.

 

KASIM 2016’da;

Turizm amaçlı rezerv araziler belirlenerek, hazırlanacak mevzuat doğrultusunda rekabeti sağlayacak objektif bir ihale yöntemi ile ulusal ve uluslararası yatırımcılara duyurulması sağlanacak.

 

ARALIK 2016’da;

İstatistik Kurumu Yasası çıkarılacak. Belediyeler (Değişiklik) Yasası çıkarılacak.

Kamu görevlileriyle ilgili diğer yasalar amaç ve ilkeler doğrultusunda değiştirilecekti.

Merkezi Devlet kapsamındaki kurum ve kuruluşlarda norm kadro çalışması yapılacak.

Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Yasası çıkarılacak.

Vadesi geçmiş vergi/kamu alacaklarına tecil faizi uygulaması getirilecekti.

Vergi ödeme seçenekleri artırılacak, mükellefler vergi borcu konusunda bilgilendirilecekti.

Bütçeden katkı alan kurumların vergi ve prim borçları katkıdan mahsup edilmek suretiyle tahsil edilecekti.

Yükseköğretim Strateji Belgesi uygulamaya konacak. Milli Eğitim Bakanlığının ilgili dairesi ve YÖDAK’ın kurumsal kapasitesi güçlendirilecekti.

Master Plan ve Strateji Belgesi doğrultusunda bir Tarımsal Destekleme Sistemi oluşturulacak.

KKTC Ekonomi ve Enerji Bakanlığı ile Türkiye Standartlar Enstitüsü arasında İşbirliği Protokolü imzalanacak. Yabancı ortak ihtiva eden şirketlerin kendi yüklerini taşımalarına ilişkin sorun çözülecekti.

Bütçe imkânları içinde kalmak kaydı ile ekonomiye rekabet gücü kazandıracak ve öncelikli yatırım konuları da gözetilecek şekilde bütüncül bir teşvik sistemi için yasal düzenleme yapılacak.

-di’li geçmiş zamanda yolculuk zevkli olmalı…

Halk size iyi “yolculuklar” diliyor!

Arkanızdan gözü yaşlı mendil sallayarak…

 

 

 

Not: Bu yazı ilk olarak 28 Aralık tarihinde http://www.cenkdiler.com adresinde yayımlanmıştır.

Dünya Yolsuzluk Sıralamasında Nerdeyiz?

hjenkins

Prof. Dr. Hatice Jenkins

 

9 Aralık Dünya Yolsuzlukla Mücadel günüdür.

Yolsuzluk, usülsüzlük, suistimal, zimmete geçirme, dolandırıcılık…..şekil olarak farklılık gösterse de özde “kişisel çıkar için kurumsal yetkinin kötüye kullanılması” anlamına gelmektedir.

Eskiden bu kelimeleri içeren bir haber toplumda şok etkisi yaratır ve günlerce konuşulurdu. Ama artık toplum olarak hiçbirşey hissetmemeye başladık. Duyarsızlaştık…sanki yolsuzluk ve suistimal olması gereken normal birşeymiş gibi.  Medya bile bu gibi haberleri yazarken zimmetine para geçirenlere “açıkgöz sekreter”, “uyanık müdür”, “becerikli bankacı” gibi takdir edilen vasıflar bile eklemeye başladı.  Yani durumumuz vahim…

Toplumumuzdaki yolsuzluklara karşı tepkimizi koyup savaşmazsak sadece pasif bir seyirci olarak kalırız. Bu da bizi duyarsızlaştırır, yolsuzluğu normalleştirir ve artırır. Tam da şimdi olduğu gibi.

Yolsuzluk sadece kendi ülkemize has birşey değildir.

Dünyada yolsuzluğun olmadığı tek bir ülke dahi yoktur.  Bunu söyleyen, yolsuzluğa karşı savaşan en büyük sivil toplum örgütü  “Transparency International”, Türkçe adı ile “Uluslararası Şeffaflık Derneği” dir.  Bu derneğin Türkiye dahil 100’den fazla ülkede faaliyet gösteren kolları vardır.

Uluslararası Şeffaflık Derneği her yıl yaptığı anketlerle  168 ülkede yolsuzluk seviyesini saptamakta ve bunu  bir endeks halinde yayınlamaktadır.

Yolsuzluk Algı Endeksi (CPI) denen bu endeks ülkeleri puanlarına göre en temiz ülkeden en kirli ülkeye doğru 1’den 168’e kadar sıralar. Yüz üzerinden yapılan puanlamaya göre en yüksek puan alan ülkeler en temiz, en düşük puan alan ülkeler ise en kirli ülkeler olarak gösterilmektedir.

2015 Yolsuzluk Algı Endeksi’ne göre yüz üzerinden 91 puan alan Danimarka en temiz, 8 puan alan Somali ve Kuzey Kore ise en kirli ülkeler olarak belirlendi.

Uluslararası Şeffaflık Derneğine göre puanı 50’nin altında olan ülkelerde çok ciddi yolsuzluk sorunu bulunmaktadır.  Endekse baktığımızda puanı 50 ve üzeri olan sadece 54 ülke vardır, geriye kalan 114 ülkenin puanları 50’nin altındadır. Yani  bu endekse göre 168 ülkenin %68‘inde ciddi seviyede yolsuzluk sorunu bulunmaktadır.

Peki kendi coğrafyamızdaki durum ne? Tahmin edebileceğiniz gibi Yolsuzluk Algı Endeksi (CPI) Kuzey Kıbrıs’ı kapsamıyor.

Yani Kuzey Kıbrıs’taki yolsuzluk oranının her yıl nasıl değiştiğini gösteren bilimsel bir verimiz henüz yok. Fakat gazetelere yansıyan usülsüzlüklere baktığımızda bile, ki bu tüm usülsüzlükleri kapsamıyor, hem devlette hem de özel sektörde yolsuzluk ve suistimalin çok hızlı bir şekilde arttığını görmekteyiz.

Peki bize en yakın olan Türkiye ve Güney Kıbrıs’ta durum ne?

Yolsuzluk Algı Endeksi’ne göre Türkiye’nin yolsuzluk puanı 42’dir ve bu puana göre yolsuzluk endeksinde 66’ncı ülke olarak yer alıyor. Yolsuzluk puanının 50’nin altında olması Türkiye’de ciddi yolsuzluk sorunlarının olduğunu da göstermektedir.

Aynı endekse göre Güney Kıbrıs’ın yolsuzluk puanı ise 61 dir . Bu puan ile Güney Kıbrıs yolsuzluk performansı açısından Türkiye’nin çok önünde ve Avrupa ülkeleri arasında yer almaktadır.

Acaba KKTC Dünya Şeffaflık Derneği’nin Yolsuzluk Algı Endeksi’nde yer alsaydı puanı ne olurdu?

Zannederim Güney Kıbrıs’a değil Türkiye’ye daha yakın olurdu.

Ama hemen ümitsizliğe kapılmayalım. Toplum olarak daha yeni uyanmaya başladık. Yapmamız gerekenleri yapar ve yolsuzluklara karşı cesurca mücadele edersek ülkemizdeki yolsuzluklar da mutlaka azalacaktır.

İşte o zaman toplum olarak çok daha huzurlu olacağız. Sadece devlet kaynaklarını heba olmaktan kurtardığımız için değil.

Kendini çok akıllı zanneden,  yasaların üstünde olduğunu düşünen hırsızlarla yaşamak zorunda kalmadığımız için…aptal yerine konmadığımız için.. huzurumuz artacak.

Bu açıdan halkımızın son zamanlarda yolsuzluğa ve devletin duyarsızlığına  karşı koyduğu tepki bende büyük bir ümit uyandırdı.  Bu tepkiyi sonuç alana kadar sürdürmek zorundayız.

Her birey ve her kurum buna kendi çapında katkı koyabilir.  Her türlü usülsüzlüğe ve yolsuzluğa karşı tepki koyarak…kınayarak ….ihbar ederek….basına yansıtarak..

Ülkemizin tek temiz toplum derneği olan “Toparlanıyoruz Harekatı” nın çabaları işte tam da bu doğrultudadır.  Hükümeti ve şeffaf olmayan siyaseti eleştirmeleri, hesap sormaları.. mahkeme kararları ile hükümetin yanlış kararlarını durdurmaları. Hespsi de yolsuzluğa karşı verilen bir savaştır.

Gazetecilerimizin cesur yazıları.. TV programları…halkımızın, protestolu eylemlerle yolsuzlukları kınamaları…devletten daha iyi hizmet talep etmeleri bence takdir edilmeli ve desteklenmelidir.  Değişim için bu olması gerekendir.

Evet, uyan Kıbrıs uyan…Sayın Cenk Diler’in dediği gibi..

 

Not: Bu yazı, ilk olarak 20 Aralık 2016 tarihinde Kıbrıs Postası’nda yayımlanmıştır.

Plan/Program Uygulamasında Hükümet mi Yoksa Köydeki Ayşaba mı Daha Başarılı?

cyprus

Devlet Planlama Örgütü (DPÖ), basına yaptığı çağrı ile 2017-2018 yıllarını kapsayacak olan orta vadeli programın hazırlanmasına yönelik Sosyal ve Ekonomik Konseyi toplantıya çağırdı ve geçtiğimiz günlerde Sosyal ve Ekonomik Konsey 28. Toplantısı yapıldı.

Ülke yönetiminin olmazsa olmazı olan planlı/programlı yaşamın kalitesinin, ülkeyi yönetenlerin becerisi (kalitesi) ile doğru orantılı olduğu, ülkemizde yaşananlarla bir kez daha teyit edilmiştir.

Plan ve program arasındaki farkın ne olduğunu bilmeyen, uygulama ve yönetim şeklinin nasıl olacağını kurala bağlayan yasalardan da habersiz yöneticilerimizin icraatları bize malesef bunu göstermektedir.

Güncel bir örnek verecek olursak; son yaşanan ve tüm toplumun canını yakan trafik kazası sonrası ilgili Bakanın verdiği ilginç demece göz atabiliriz. Sayın Bakan, kazanın yer aldığı karayolu güzergahının çift şerit gidiş dönüş olarak geliştirileceğini adeta müjde olarak ifade etmiştir.

Sormak gerekmez mi: ‘bu söylem bir plan mı yoksa belirli bir plana bağlı program mı?’

Yoksa 1989 yılında yürürlüğe giren İmar Yasası’nın 25 yıl sonra yürürlüğe koyduğunuz “Ülkesel Fizik Plan” çerçevesinde ürettiğiniz “Karayolları Master Planı” var da, bizler mi bilmiyoruz? Hem de bu yasa sizlere bu planın aslında 2 yıl içerisinde hazırlamanızı emretmiş olmasına rağmen…

Yeri gelmişken belirtelim; Anayasa’mızın 134. maddesi ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmanın plana bağlanmasını ve bunun yasa ile düzenlenmesini emreder.Bu kurala bağlı olarak Devlet Planlama Örgütü Yasası ise 1976 yılından beridir yürürlükte.

Çok basit anlatımla, yasa altında oluşturulan Yüksek Planlama Kurulu, “yürütme” konumunda olan  Hükümet’e uzun vadeli kalkınma hedeflerinin saptanıp ilan edilmesinde yardımcı olur.

Bundan önce de, DPÖ Müsteşarının başkanlığında oluşturulan “Sosyal ve Ekonomik Konsey” her yıl toplanarak 5 yıllık kalkınma planlarına ve bu plana bağlı yıllık programlara danışma niteliğinde katkı koymakla yükümlüdür.

Sosyal ve Ekonomik Konseyin, kamu kurum ve kuruluşları yanında sendikalar ve sivil toplum örgütleri temsilcilerini de barındırması (Madde 6(2)) , planlamada katılımcılığın önemini göstermektedir.

Şimdi sormak gerekir:

‘1976 yılından itibaren kaç tane uzun vadeli yani “beş yıllık kalkınma planı” yapılmıştır?’ veya

 ‘Kalkınmaya yönelik uzun vadeli Hükümet hedefleri nelerdir?’

 ‘Önümüzdeki günlerde gerçekleştirileceği söylenen “orta vadeli program” hangi “uzun vadeli plan”a bağlıdır?’

‘Yıllık programların en geç 1 Ekim tarihinde yayınlanması yasa ile (Madde 17(1)) hükme bağlanmasına rağmen bahse konu “orta vadeli program”ın Aralık ayı içerisinde görüşülmesini nasıl izah edersiniz?’

Yıllık bütçelerin yıllık programlara uyumunu emreden yasa hiç mi hiç dikkate alınmıyor!

Ne yazık ki tüm bu gerçekler ortadayken, yıllardır iktidarda ve muhalefette olan tüm siyasilerden bu bağlamda ses seda gelmemektedir.

Diyoruz ki: ‘siyasilerimiz bilerek değil, bilmeyerek kötü yönetmektedirler’

Açıkcası, PLAN ve PROGRAM arasındaki farkı kavrayamamışlardır.

Son olarak, köydeki Ayşaba örneği, dileyelim ki kendilerine bir örnek olur. Şöyle ki ;

Ayşaba’nın, köy yerinde 6 kişilik bir ailenin mutfak ve ev işlerinden sorumlu üyesi olduğunu düşünelim. Görevi gereği, işlerini önceden programlarken, eşinin yıllık olarak hazırladığı plana uyum sağlamaya özen gösterir. Planda günlük üç öğün yemek hazırlama var ise, Ayşabanın görevi programı hazırlayıp uygulamaktır. Bir başka deyişle, bir öğün yemeğin hazırlanmasında gerekli olan malzemelerin tedarik ve işlenmesi Ayşabanın programı kapsamındadır. Planda, program için ödenek öngörülmemiş ise Ayşabanın programı gerçekleşmez. Yani o gün aç kalırsınız.

Bugüne kadar o yörelerden “aç kaldık” nidası gelmediğine göre, sistem gayet iyi çalışıyor demektir.

Bu nedenle sorduk ya sayın bakana; öngördüğünüz çift şerit gidiş dönüş yolu ‘plan mı, yoksa program mı’ diye!

Bizler artık ‘plan/programa açız’ diyemiyoruz.

Nedeni ise, uygulamalardan dolayı çoktan ülser olduk.

Ders vermek için, Ayşaba’yı Meclis’e mi davet etsek acaba!

————–

Ali KANLI

Toparlanıyoruz Hareketi Gönüllüsü

“Memlekete Yapabileceğiniz Tek Hizmet İstifa Etmektir”

Girne-Değirmenlik yolunda, esasen yol ve trafik güvenliği zafiyetinin sebep olduğu  feci trafik kazasının ardından yapılan değerlendirmelerde hemen hemen herkes aynı noktada birleşmekte: bu ülke,  kamu yararı için çalışan, ehliyetli,  şeffaf, kurallara saygılı, ne yaptığını bilen insanların yönetiminde değil.

Gerçekten de son zamanlarda iyice artmış olan ‘toplum olarak dibe vurmak üzereyiz’ duygusu bu trajik kazadan sonra bir o kadar daha güçlendi. Hükümet icraatlarında ihmalin, usulsüzlüğün, yolsuzluğun, partizanlığın, hesapsızlığın, iş bilmezliğin, bu ülkede istisna değil kural olduğu gerçeğini, bu kaza tekrar  gözler önüne serdi. Bu nedenledir ki, toplumu yasa boğan bu acı olay, aynı zamanda hükümete yönelik büyük bir toplumsal öfkeye de yol açtı.

Fakat hükümet mensupları hiç oralı değiller, istifa etmeleri için yapılan çağrılara kulak tıkayıp böyle bir facianın meydan gelmesinde hiçbir sorumlulukları yokmuş gibi davranmaya devam ediyorlar. Halkın dinmeyen  protestosu karşısında,  akıl edebildikleri tek şey, dostlar alışverişte görsün misali, okul ve mesai saatlerini ayarlamak oldu. Bu arada basında KKTC hükümetlerinin “yıllardır Türkiye’nin ayırdığı ‘KKTC Karayolları Master Plan Uygulama Projesi’ ile ‘Yol Yapım ve Bakım Projesi’ ödeneklerinin yarısını dahi kullanmıyor ve her yıl devrediyor” olduğu haberleri çıktı. Hükümetten ise hala tıs yok. Ama Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Serdar Denktaş ‘en iyi savunma saldırıdır’ tarzında bir ‘öneri’ ile gündemi değiştirmeye soyundu.

Sayın Denktaş, Avrupa Birliği’nin – kendi hükümetinin değil –  hazırladığı ‘Yol Güvenliği Raporu’ndan yollarımızda tam 125 ‘tehlikeli nokta’ olduğunu öğrenmiş. Bu 125 tehlikeli noktayı düzeltip yollarımızı AB standartlarına uygun şekilde güvenli hale getirmek için gerekli planı da hemen hazırlamış. Bakanlar Kurulu’na onaylatıp onaylatmadığı belli değil ama süperbakanımız, 2017 mali yılına ilişkin protokol görüşmeleri için sendikalarla buluştuğunda, bir taşla iki kuş vuracak planını oracıkta açıklayıvermiş: “Bu yıl artış yapmayalım, Mercedesleri de almayalım. 1 yıllığına 3 bin TL’nin [daha sonra, bu rakamı 4 bin yapmayı düşündüğünü söyledi] üstünde maaşı olanlardan yüzde 3’de kesinti yapalım. Bu rakamlarla tüm yollarımızı onaralım.”,

‘Yavuz hırsız ev sahibini bastırır’ sözü sanki de Serdar Denktaş için söylenmiş!

Bakan Denktaş ya herkesi aptal ya da kendisini herkesten akıllı sanıyor anlaşılan. Öyle olmasaydı,  bu gayriciddi öneriyi yapacağına, şu sorulara cevap bulmaya çalışırdı.

Yollarımız bu kadar kötü haldeyken, Türkiye’den alınan yol yapım ve bakım projeleri için finansmanın önemli bir kısmının kaç yıldır kullanılmadan devredilmesinin açıklaması nedir? Araç sahibi herkesten her yıl alınan seyrüsefer harçlarından oluşan kaynak nereye harcanmaktadır? Yolları sadece kamu çalışanları kullanıyor olmadığına göre, devlet yolları daha iyi hale getirmek için kaynak yaratmak üzere neden sadece kamu görevlilerinden kesinti yapsın? Mercedesleri almakla hani devlet bütçesinde tasarruf sağlanacaktı? Şimdi Mercedesleri almayarak tasarruf etmekten bahsediliyor. Hangisi doğru?

Evet! Bu ülkeyi iş bilmez ama işgüzar, hem suçlu hem güçlü, ilkesiz, politikasız, güvenilmez,  insanlar yönetiyor. Bunların hiçbirinin de kendiliğinden istifa etmesini beklemeyelim. Ama yapılanları da yapılmayanları da kayda geçirelim, unutmayalım, sorgulayalım. Toplumsal muhalefetimizi yükseltelim, iyi idare edilen bir ülkede, sağlık ve güven içinde yaşamak için üzerimize düşeni yapalım.