Toparlanıyoruz

Daha İyi bir Gelecek için #toparlanıyoruz

Toparlanıyoruz Hareketi: Sonuç odur ki partilerin çoğunluğunun “ülkesel planları” yok!

Hatırlanacağı üzere, 4 Kasım 2016 tarihinde “ülkemizde, ekonomiden eğitime, sağlıktan imara kadar hemen her alanda yaşanan sorunların en önemli nedenlerinden biri ‘ülkesel kalkınma planları’nın olmamasıdır” demiş ve Meclis içinde bulunan UBP, DP-UG, CTP-BG ve TDP’yle beraber, Meclis dışında bulunan BKP, HP ve SDP’ye elden ve e-posta yoluyla dağıtımını yaptığımız bir mektupla ‘ülkesel kalkınma planları’ ile ilgili yaklaşımlarını sormuştuk.

Verdiğimiz mektupla yönelttiğimiz sorular özetle şöyle idi:

  • Parti olarak; yasaların belirlediği kapsam ve zorunluluk bağlamında “Kalkınma Planları”nın gerekliliğine inanıyor musunuz?
  • Gerekliliğine inanıyorsanız; (ilk iki soru meclis dışında olan partilere yönelik değildir)
    • Parti olarak; (gerek iktidar ve gerekse muhalefet görevinde bulunduğunuz dönemlerde) yasaların ortaya koyduğu kalkınma planlarına yönelik herhangi bir icraatiniz oldu mu? Bunlar nelerdir?
    • Yasalarca öngörülen ‘Kalkınma Planları’nın hala hazırlanmamış olması ile ilgili partinizin kısmen veya tümüyle sorumluluğu olduğunu düşünüyor musunuz?
    • Parti ilkelerinize göre, idarecinin yasalarca sorumlu kılındığı bir görevi yerine getirmemesi suç mudur? Evet ise; Kalkınma Planlarının hazırlanması sorumluluğunu yerine getirmeyen hükümetler ve yöneticiler suç işlemiş olmazlar mı?
    • Partiniz, ‘ülkesel kalkınma planı’ ile ilgili çalışması, planı veya hedefi var mıdır? Var ise, -hükümet yetkisine sahip olduğunuzu düşünerek- plan ve takviminiz nedir?

 

Mektupları vermemizin üzerinden üç aydan fazla bir zaman geçmiştir. Bu süre içerisinde geri dönüş yaparak mektubumuza cevap veren ve parti olarak yaklaşımlarını izah eden sadece HP olmuştur.

Diğer partilerden bir geri dönüş alınmamış olması; ‘ülkesel planlama’nın gerekliliği ile ilgili bir kaygılarının ve plan projelerinin olup olmadığı konusunda soru işaretlerini güçlendirmektedir. Yönetime aday olan siyasi partilerimizin, böylesi önemli bir konuda niyet ve çalışmalarının olmadığını düşünmek istemediğimiz için kendilerine sorularımıza cevap vermeleri için yeniden bir çağrı yapıyoruz.

Mektubumuzla ilgili gerekli bilgilendirmeyi yapan HP’ne, sorumlu davranışından dolayı teşekkür ederiz. Verilen mektup ve gelen cevaplarla ilgili dökümanları ise bu linkten inceleyebilirsiniz.

 

 

 

 

Hakem Collina ve bizim ‘Bakan’ların halleri…

yeni-kabine collina-1 

-Adil Şeytanoğlu-

Pierluigi Collina! Bu ismi duymamış olsanız veya futbolla çok ilgilenmeseniz bile, büyük bir olasılıkla onun resmini görür görmez ‘Aaa, ben bu adamı biliyorum’ dersiniz. Çokları tarafından dünyanın gelmiş geçmiş en iyi futbol hakemi kabul edilen Collina, FIFA tarafından da altı kez üst üste ‘Yılın En İyi Hakemi’ ünvanına layık görülmüş. Üstelik, onun yönettiği hiçbir maçı kaybetmemiş olmak, Türkler’in ona karşı olan sevgisini bir o kadar daha arttırmış…

Diyebilirsiniz ki, Collina ve bizim KKTC’nin halleri arasında ne ilişki olabilir?

Başbakan Özgürgün’ün futbolun içinden geldiği malum… Onun sadece erkeklerden oluşan kabinesinden yola çıkarak, Özgürgün Hükümeti’nin bir anlamda jübilesini çoktan yapmış ‘A Milli Bakanlar Kurulu Karması’na benzediği de tartışma kaldırmaz herhalde. Bu iki noktayı birleştirerek, konuyu hemen farklı şekilde yorumlamaya kalkışabilirsiniz…. Kalkışmayın!

Soru aslında basit: Collina dünya çapında böylesine başarılı bir hakem olmayı nasıl becerdi?

Daha doğrusu, soruyu biraz değiştirmekte, kendimize doğru yontmakta fayda var. Eğer Collina: ‘Futbolun kurallarını harfi harfine uygularsam, sahada kırmızı kart görmeyen kalmaz!’, ‘Aman ortam çok gergin! İlk yarı bitsin, çocuklar bir nefes alsın; ondan sonra oyunun kurallarını tam uygulayalım. Şimdi böyle yaparsak kaos çıkar!’ deseydi, veya ‘Düdük çalıp çalıp oyunu bölersem, tadı kalmaz ki be canım!’ diyecek olsaydı, hiç böyle başarılı bir hakem olabilir miydi? Zor!

Halbuki iyi bir hakem, öncelikle oyunun kurallarını noktası virgülüne bilir. Oyununa hakim, tarafsız olur ve pozisyoları iyi inceler. Kararını verir vermez de verdiği kararı uygular. Gerekirse oyunu durdurur, gerekirse kırmızı kartını çıkarır… En önemlisi, tüm bunları yaparken popüler olma, seyirciden alkış alma kaygısı taşımaz. Zaten taşısa, bu işi hakkıyla yapamaz.

Diyeceğim o ki, bu özelliklerin birçoğu, yani konusuna hakim olma, tarafsız ve kurallara uygun davranma, durumları iyi inceleyip, doğru ve zamanında kararlar verme, verilen kararları çabucak uygulama aslında Hükümet’teki bakanlardan da beklenen ortak davranış biçimleri değil midir?

Ancak malesef, bu özelliklerden yoksun birçoklarıyla Collina’nın tek benzerlikleri tüm tarafların olaylara bakmakta profesyonelleşmiş olmasından öteye geçememektedir…

Bizdeki bakanlara ‘yasaları uygulayın, şunu şunu yapın’ deseniz… Bakan cevap verir: ‘Olmaz, kaos çıkar…’

‘İnşaatları denetleyin, yasaları uygulayın, ölümlerin önüne geçin’ dersiniz… Bakan cevap verir: ‘Hele bir denetleyelim, inşaatlar durur. Olmaz kaos çıkar…’

‘Sağlık? İkinci iş yasağı?’ ‘Kaos çıkar, kaos! Hem biz reform ve hastane yapıyoruz, bekleyin…’

Trafikte önlem alınması için millet ayağa kalkacak olsa –ki o konuda kaos zaten çıkmıştır- onlar yine de çok ses çıkıyor mu, gülle geçti mi diye sindikleri yerden bakarlar da bakarlar….

Yasalara tamamıyla uymayı ve onları uygulamayı içlerine sindirememiş bir yönetimden, bırakın Collina gibi en iyisi olmayı, ‘iyi’ olmasını bile beklemek hayalperestlikle eş değil midir? Kısacası, icraatın içinde olması gerekenler, çoğu zaman boş boş bakmaktadırlar… İşin en kötü yanı ise, vatandaşın çoğu zaman, belki de bezgin bir halde, boş bakarlardan medet umması veya mevcut durumu umursamamasıdır….

Kendimize sormamız gereken, ‘Collina’da hoş bulduğumuz bu özellikleri, bizi yönetmeye aday olan kişilerde aramanın zamanı çoktan gelmemiş midir?’ sorusudur. Kötü bir hakemin 90 dakikayı nasıl mahvedeceği malumken, kötü bir yöneticinin işgal ettiği makamda toplumuna açacağı zararları hayal etmek çok mu zordur?

İster bakan olsun, ister müdür, isterse vatandaş, doğrunun ne olduğunu bilip ‘ yapmam, yapamam’ deyip de bakanlar ise, sadece boş bakandır…. Bizleri ileriye taşıyamazlar, aksine geriye çekerler. İşte bu yüzden, hepsine kırmızı kart!

Çok mu söyledim? Bence az bile…

Karpaz “Doğal ve Arekeolojik Sit Alanı”

Altınkum

10 Ocak 2017 tarihinde toplanan Anıtlar Yüksek Kurulu, tek gündem konusu olarak Karpaz bölgesindeki “doğal ve arkeolojik sit alanı” içerisinde arkeolojik alanlara yönelik “derecelendirme” çalışmalarını görüşmüştür. Konuya duyarlı tarafların medya kanalı ile yansıttığı ve bölgenin geleceğine yönelik endişelerin paylaşıldığı görüşlerden de izlendiği gibi konu; cevaplanması gereken birçok soruyu içermektedir. Şöyle ki;

  • Öncelikle 1995 yılında Anıtlar Yüksek Kurulu tarafından “Doğal ve Arkeolojik Sit Alanı” daha sonra da Çevre Dairesi kanalı ile “Özel Çevre Koruma Bölgesi” ilan edilen bölge içerisindeki arkeolojik sit alanlarının “derecelendirme” gerekçesi nedir?
  • Derecelendirme çalışması neden bölgenin tümü için değil de Apostolos Andreas Manastır yolunun sadece doğu kısmı (deniz tarafı) için öngörülmektedir?
  • Derece sit alanlarında kontrollü inşaat izni verilebileceğinin 60/94 sayılı Eski Eserler Yasası’nda öngörülmesi, “derecelendirme” isteminin çok da masumane olmadığını akla getirmektedir.

Yukarıdaki tüm endişeleri taşımamız yanında, 60/94 sayılı Eski Eserler Yasası’nın konuya yönelik düzenlemeleri bizleri rahatlatmaktadır. Ancak, ülkemiz yöneticilerinin yasaları uygulama alanındaki kötü şöhretleri, tedirgin olmamıza neden olmaktadır.

Konunun gündeme gelme nedeni, her ne kadar “siyasi baskı” olarak sosyal medyada yer almışsa da; böyle bir yaklaşım, bağımsızlığı yasa ile düzenlenmiş Anıtlar Yüksek Kurulu gibi saygın bir kurulun saygıdeğer üyelerini rencide edebilmektedir. Görev yetki ve sorumlulukları yasa ile düzenlenmiş bu üyelerin “siyasi baskıdan” etkilenmelerinin hiçbir mantıki izahı olamayacağı açıktır.

Toparlanıyoruz Hareketi olarak endişelerimizi dile getirirken, Anıtlar Yüksek Kurulu üyelerinin, gerek görev yetki ve sorumluluk, gerekse kamu yararı bilinci içerisinde konuyu inceleyip karar üreteceklerine olan inancımızı belirtir, endişelerimiz giderilinceye kadar konunun takipçisi olacağımızı da vurgularız.

Toparlanıyoruz Hareketi

Ara emri kararı Hükümet’in Pirus Zaferi olmalıdır…

Pirus Zaferi tanımı, verilen kayıplar karşısında anlamsız hale gelen zaferleri anlatmak için kullanılır. Her ne pahasına olursa olsun kazanılan bir zafer, sonuçta korkunç bir “zafer” olarak kendini gösterir. Bağlı olmakla yükümlü oldukları Anayasa ve yasalara uymayanlara karşı duyarlı olmak ve onlara karşı mücadele etmek tüm vatandaşların sorumluluğu ve önceliği olmalıdır. Çünkü, halkın çıkarlarını geri plana itip kendi çıkarlarını öne koyanlara ve devlet imkanlarını sorumsuzca kullanmayı huy edinmişlere en çok yakışan tam da Pirus Zaferleri’dir.

Hatırlanacağı üzere, Toparlanıyoruz Hareketi’nin UBP-DP Hükümeti’nin 2 milyon Türk Lirası harcayarak ihalesiz olarak almış olduğu makam araçlarıyla ilgili ara emri başurusu, Yüksek İdare Mahkemesi’nde görüşülmüş, konu ardından da istinafa taşınmıştı. 6 Ocak 2017 tarihli istinaf kararında Mahkeme, en basit anlatım ile dava açma hakkı ve/veya yetkisine sahip olmak manasına gelen ‘meşru menfaat’ olgusuna vurgu, Toparlanıyoruz Hareketi’nin meşru menfaati olmadığı görüşüne varmış; dolayısıyla istinaf başvurumuz reddedmiştir.

Gelinen noktada, Mahkeme kararından yola çıkarak, ‘alımların yasallığı yargı tarafından da onaylandı’ sonucuna varılamayacağını bir kez daha vurgularız. Diğer bir deyişle, şu ana kadar işleyen hukuki süreç içerisinde, alımlarla ilgili esasa ilişkin hukuki noktalara değinme fırsatı bulunmamıştır. Bu safhada, Mahkeme kararı sadece ‘Toparlanıyoruz Hareketi olarak sizlerin bu davayı açmanız “meşru menfaat” sebebiyle mümkün değildir’ anlamına gelmektedir. Bu durumda, şüphesiz ki bir ilke olarak ‘meşru menfaat’ kavramının kamu yararı göz önünde bulundurularak zaman içerisinde daha geniş yorumlanması en çok bizleri sevindirecektir.

Yargı huzurunda ihalesiz olarak alınan makam araçları ile ilgili olarak, bu aşamada hesap vermekten kurtulan Hükümet yetkilileri kanımızca çok sevinmemelidir. Çünkü, temiz toplum, temiz siyaset ve kendi iradesine dayalı bir yönetimi hedefleyen Toparlanıyoruz Hareketi, sorumluların yasalara aykırı hareketlerini her daim eleştirecek; kamu çıkarlarını gözetecek ve bu çıkarlara aykırı olan kararların üzerine gidecektir. İptal davalarının idarenin gerçekleştidiği işlemlerin hukuka uygunluğunu sağlamak gibi çok önemli bir fonksiyonu olduğu düşünüldüğünde, derneğimizin “dava açabilme yetkisi”ne dair ortaya çıkan bu sonuç, hükümetin hukuka aykırı davranma cesaretini kırmak yönündeki adımlarımızı bu anlamda sekteye uğratmayacaktır.

Olay sadece Barbaros Şansal’ın şahsı ile ilgili değildir!…

Barbaros Şansal’ın KKTC’den gönderilmesi ile ilgili olarak yapılan işlem ve/veya eylemin dayanağına ilişkin henüz Başbakan ve/veya İçişleri Bakanı tarafından herhangi bir açıklama yapılmaması nedeni ile henüz bir açıklık yoktur.

Bu bağlamda sorulması gereken birtakım sorulara dair yanıtlar henüz açığa çıkmamış olmasına karşın, Toparlanıyoruz Hareketi olarak, verili koşullarda önce hedef gösterilen, ayrıştırılan ve bu nedenlerle de linç edileceği, vücut bütünlüğü ve hatta yaşam hakkına halel gelebileceği açık olan bir durumda, Barbaros Şansal’ın apar topar adadan gönderilmesini endişe verici bulmaktayız.

Bu durum özelde Barbaros Şansal’a karşı yapılan bir eylem gibi görünse de aslında bir “zihniyet”in ne kadar da tehlikeli bir biçimde belli aralıklarla hortladığını göstermektedir. Kişileri bu şekilde hedef göstererek, hem sosyal anlamda hem de maddi varlığı anlamında tehlikeye atan bu zihniyet, Sivas’ta Madımak Oteli’nde insanları diri diri yakan, 6-7 Eylül olaylarında neşet eden, Hrant Dink’în öldürülmesi ile sonuçlanan, Tahir Elçi’nin öldürülmesi ile sonuçlanan ve daha buraya sığmayacak birçok duruma yol açan zihniyetin aynısıdır. Bu noktada öncelikle işlem ve/veya eylemin sebebi ne olursa olsun bu zihniyete karşı gelinmelidir.

Bununla birlikte, daha önce de dile getirdiğimiz gibi, içerisinde bulunduğumuz yönetim anlayışını bu olay neticesinde usanmadan tekrar sorgulamayı gerekli görmekteyiz:

  • Barbaros Şansal anayasal bir hak olan düşünce ve kanaatlerinden ötürü mü apar topar sınır dışı edilmiştir?
  • Eğer yetkililer ‘daha önce işlediği bir suçtan ötürüdür’ diyecek olurlarsa, bu kişi olaydan sonra defalarca adaya gelip adadan ayrılmamış mıdır? Neden şimdi böyle bir yola gidilmiştir?
  • Ekonomik batıklıklarını, becerisizliklerini geçtiğimiz hükümet, acaba kişisel çıkarları ve/veya korkaklıkları yüzünden mi bu insanı sınır dışı etmiştir?
  • Bunu yaparken, temsil ettikleri ülkenin haysiyetine zarar verip vermediklerini bir an için dahi olsa düşünmemişler midir?

Toparlanıyoruz Hareketi olarak bir kez daha belirtmek gerekir ki belirttiğimiz bu zihniyet ne kadar endişe verici ise, bu zihniyetin suç ortağı olan bir yönetim tarafından “yönetilmek” de en az onun kadar endişe vericidir.

2016’da yapılacak olanlar(dı)

fft16_mf6883092

‘-Di’li Geçmiş Ekli Hükümet Uygulamaları’

– Cenk DİLER-

Güvenoyunu 27 Nisan 2016 tarihinde almıştınız. Üzerinden tam 8 ay geçti. Dile kolay!

31 sözünüzden sadece 1 tanesini gerçekleştirdiniz…

Başarı oranınız %3,23.

Bu müthiş bir rekor…

Üstelik; Sadece kendi halkınızı alay etmekle kalmayıp, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Hükümeti’ni de kandırıyorsunuz!

Gerçi tüm bunları yapmış olsaydınız da; toplumsal refahı sağlayamayacaktınız.

Toplumsal barışı gerçekleştiremeyecektiniz.

Asgari ücret yükselmeyecekti. Kişi başına düşen milli gelir yükselmeyecekti.

Türkiye konusu açıldığında mangalda kül bırakmayan AZINLIK HÜKÜMETİ, parayı kapınca, DİKİLİTAŞ ile sınırlı mahallesine geri dönüyor.

Verilen sözleri unutuyor.

Halk nezdinde sıfır olan itibarının taraftarlarını çoğaltmakta hiçbir sakınca görmüyor.

Kendi ayaklarınız üzerinde durmaya çalışmak yerine, çocuk gibi azarlanmaktan hiç utanmıyorsunuz!

Neler mi yapacaktınız?

HAZİRAN 2016’da;

Muhasebe Denetim Meslek Yasası çıkarılacak.

Burs harcamalarını azaltacak şekilde burs kriterleri değiştirilecekti.

İstihdam Stratejisi ve Eylem Planı uygulamaya konulacak.

 

AĞUSTOS 2016’da;

Eğitim eylem planı hazırlanarak yürürlüğe konulacak.

Norm kadroya geçilecekti.

Mevcut öğretmenler buna göre dağıtılacak.

2017-2020 Tarım Master Planı yayınlanacak.

 

EYLÜL 2016’da;

KKTC Faktoring, Finans Kiralama ve Finansman Şirketleri Yasası çıkarılacak.

Üniversitelerin yeterlilik şartları belirlenecek ve her üniversitenin bu şartları karşılayıp karşılamadığı denetlenecekti.

Toplu taşıma sisteminin hukuki altyapısı tamamlanacak.

Kayıtdışı Ekonomi ile Mücadele Eylem Planı hazırlanacak ve uygulanacak.

 

EKİM 2016’da;

Yeni Kamu Görevlileri Yasası çıkarılacak.

Çalışma saatlerinin düzenlenmesine ilişkin Bakanlar Kurulu Kararı çıkarılacak.

Tahakkuk esaslı Devlet muhasebesine geçilecekti.

Yatırım hariç turizm teşviklerinin tamamını kapsayan ve kaynakların verimli kullanımını amaçlayan yeni bir teşvik mevzuatı çıkarılacak.

Tarım Strateji Belgesi yayınlanacaktı (Tek icraatınız bu oldu).

Tarım Entegre Kayıt Sistemi oluşturulması ve geliştirilmesi konusunda T.C. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile işbirliği yapılacak.

 

KASIM 2016’da;

Turizm amaçlı rezerv araziler belirlenerek, hazırlanacak mevzuat doğrultusunda rekabeti sağlayacak objektif bir ihale yöntemi ile ulusal ve uluslararası yatırımcılara duyurulması sağlanacak.

 

ARALIK 2016’da;

İstatistik Kurumu Yasası çıkarılacak. Belediyeler (Değişiklik) Yasası çıkarılacak.

Kamu görevlileriyle ilgili diğer yasalar amaç ve ilkeler doğrultusunda değiştirilecekti.

Merkezi Devlet kapsamındaki kurum ve kuruluşlarda norm kadro çalışması yapılacak.

Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Yasası çıkarılacak.

Vadesi geçmiş vergi/kamu alacaklarına tecil faizi uygulaması getirilecekti.

Vergi ödeme seçenekleri artırılacak, mükellefler vergi borcu konusunda bilgilendirilecekti.

Bütçeden katkı alan kurumların vergi ve prim borçları katkıdan mahsup edilmek suretiyle tahsil edilecekti.

Yükseköğretim Strateji Belgesi uygulamaya konacak. Milli Eğitim Bakanlığının ilgili dairesi ve YÖDAK’ın kurumsal kapasitesi güçlendirilecekti.

Master Plan ve Strateji Belgesi doğrultusunda bir Tarımsal Destekleme Sistemi oluşturulacak.

KKTC Ekonomi ve Enerji Bakanlığı ile Türkiye Standartlar Enstitüsü arasında İşbirliği Protokolü imzalanacak. Yabancı ortak ihtiva eden şirketlerin kendi yüklerini taşımalarına ilişkin sorun çözülecekti.

Bütçe imkânları içinde kalmak kaydı ile ekonomiye rekabet gücü kazandıracak ve öncelikli yatırım konuları da gözetilecek şekilde bütüncül bir teşvik sistemi için yasal düzenleme yapılacak.

-di’li geçmiş zamanda yolculuk zevkli olmalı…

Halk size iyi “yolculuklar” diliyor!

Arkanızdan gözü yaşlı mendil sallayarak…

 

 

 

Not: Bu yazı ilk olarak 28 Aralık tarihinde http://www.cenkdiler.com adresinde yayımlanmıştır.